Ergo Terapi - 10 Mart 2018 Cumartesi

Ergoterapi Nedir?

Ergoterapi  anlamlı ve amaçlı aktivitelerle sağlığı ve refahı  geliştiren  kişi merkezli bir sağlık mesleğidir. Ergoterapinin temel amacı kişilerin günlük yaşam aktivitelerine katılımını sağlamaktır.  Ergoterapistler kişi ve toplulukların  istedikleri, ihtiyaç duydukları veya kendilerinden beklenen aktiviteleri yapabilme becerilerini  geliştirerek veya aktiviteyi ya da çevreyi kişilerin katılımını  daha iyi sağlayabilecek şekilde düzenleyerek  bu amaca  ulaşırlar.

Ergoterapistler bire bir kişilerle, gruplarla veya  topluluklarla iş birliği içinde çalışmak için gerekli bilgi, beceri ve davranışlarla donatılan tıbbi, sosyal davranışsal, psikolojik, psikososyal ve ergoterapi bilimi alanında geniş eğitime sahiptir.

Ergoterapistler, herhangi bir sağlık problemi nedeniyle vücut yapı ve işlevlerinde bozukluğu olan veya yer aldığı sosyal ya da kültürel azınlık grup nedeniyle  toplumdan dışlanmış veya katılımı kısıtlanmış tüm kişilerle çalışır.

Ergoterapistler,  katılımın kişilerin fiziksel, duygusal, veya bilişsel  yetenekleri; aktivitenin özellikleri veya fiziksel, kültürel, sosyal,  davranışsal ve yasal çevre  ile desteklendiği ya da kısıtlandığına inanırlar.

Bu nedenle ergoterapi toplumsal katılımı artırmak için kişi, aktivite, çevre veya bunların bazılarının  veya hepsinin düzenlenmesi  ile  kişilerin yeterliğini artırmaya odaklanır.

Ergoterapi,  ev, okul, iş yeri, fabrika, sağlık merkezi, huzurevi, rehabilitasyon merkezi, hastane ve adli kurum gibi  kamu kuruluşları ile özel veya  gönüllü kuruluşları içeren  geniş bir yelpazede uygulama alanına sahiptir.

Kişiler ergoterapi sürecine aktif olarak katılırlar. Sonuçlar kişi merkezlidir ve çeşitlidir, aktivite performansında düzelme veya aktivite katılımından kaynaklanan memnuniyet ölçülür. Sağlık mesleği olarak ergoterapiyi düzenleyen ülkelerin çoğunda üniversite  düzeyinde  mesleğe özgü eğitim gereklidir (World Federation Occupational Therapy, 2010  General Meeting, Chile).

Ergoterapi Yaklaşım Örnekleri

Yaralanma veya hastalık nedeniyle bazı işlevlerini kaybetmiş kişilerin, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlıklarını artırmak için giyinme, kendine bakım, mobilite  ve yemek yeme gibi becerileri  mevcut kapasite ile yapılabilmesine yardımcı özel yöntemlerin öğretilmesi (örneğin yataktan tekerlekli sandalyeye geçiş için yöntemler, tek el yöntemi ile aktivite eğitimi vb.)

Aynı amaçla kendine yardım araçları ve bu araçların kullanımının eğitiminin yapılması (örneğin kavraması olmayan kişiler için sapları değiştirilmiş çatal bıçak, gövde dengesi ve uzanma becerisi olmayan bir kişi için uzun saplı tutacak, tekerlekli sandalye ve araba uyarlamaları vb.)

Çalışma kapasitesini geliştirici iş uyarlama programları ve  özürlü kişilerin mesleki rehabilitasyon çalışmaları ve iş koçluğu programları

Koruyucu ve erken müdahale programları ile toplum sağlığının gelişmesi ve yaşam kalitesi programları (İş yerlerinde bel ve boyun sağlığını ve meslek yaralanmalarını önleyici doğru duruş hareket alışkanlıkları, aktiviteve dinlenme prensiplerinin öğretilmesi, stres kontrol programları ve gevşeme eğitimlerinin verilmesi, okul programlarının uygulanması)

Ev rehabilitasyonu ve ev düzenlemeleri (örneğin, yaşlılar ve engelliler  için evde düşmeyi önleyici, emniyetli ve bağımsız yaşamı kolaylaştırıcı  eşyaların yeniden yerleşimi, banyo,  tuvalet ve diğer odalarda tutunma barlarının yerleştirilmesi, tekerlekli sandalye kullananlar için rampaların ve diğer mimari düzenlemelerin yapılması)

Görme engelliler ve az görenler için bağımsızlığı sağlayıcı özel ergoterapi eğitimlerinin verilmesi ve çevresel düzenlemelerin yapılması.

Otizm, Serebral palsi, kas hastalıkları, inme, zihinsel gerilik, ortopedik yaralanmalar gibi çeşitli bozukluklarda,  fonksiyonel aktivite eğitimi ve duyu bütünlüğü tedavisi ile fonksiyonel gelişim ve toplumsal katılımın artırılması

Nörolojik bozukluklarda bilişsel ve fiziksel fonksiyonlar için özel tedavi yaklaşımlarının uygulanması

Psikiyatrik bozukluklarda günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı geliştirici, toplumsal katılımı sağlayıcı iş ve uğraşı aktiviteleri

Romatizmal hastalıklarda eklem koruma eğitimleri; ev, iş ve sosyal yaşamda ergonomik düzenlemeleri ve bağımsız hareket tekniklerinin öğretilmesi

Engelli, yaşlı ve diğer toplum dışına itilmiş kişiler ve gruplar için aktivite eğitim modellerinin kullanımı (örneğin Kanada aktivite performans modeli, MOHO, PEO ve KAVA RİVER modelleri vb.

Duyu Bütünleme - 30 Mayıs 2017 Salı

Duyu Bütünleme

Duyu bütünlüğü; çevre ile (sosyal ve fiziksel) olan etkileşimde bedeni etkili bir biçimde kullanabilmeyi sağlayan, vücut ve çevreden gelen duyuları organize eden nörolojik bir süreçtir (Ayres, Ginger 1980). Duyu bütünleme problemi; öğrenme becerileri, konsantrasyon, okul başarısı, sosyal iletişim, oyun becerilerinde de problemlere neden olur.

Kimlerde duyu problemi görülür?

Duyu problemi otizm, serebral paralizi, rett sendromu, hiperaktivite ve dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, prematüre doğum ve daha pek çok durumda duyu modülasyon problemiyle karşılaşılır.

İnsan vücudunda 7 çeşit duyu vardır:

  1. Taktil(dokunma)
  2. Vestibüler(denge)
  3. Proprioseptif(vücut farkındalığı/ derin duyu)
  4. İşitsel
  5. Görsel
  6. Koku
  7. Tat

Sarılmaktan hoşlanmayan, halıda yürümekten hoşlanmayan, kıyafetlerinin dokusundan bile rahatsız olan, kumda yürümeyen, parmak ucunda yürüyen, saçlarını, tırnaklarını kestirirken ağlayan,

Hareket etmek istemeyen, düşmekten korktuğu için yaşıtlarıyla oyun oynayamayan, ayağının yerle teması kesildiğinde korkan

Bazı yiyecekleri yemek istemeyen, ağzına aldığında rahatsız olup çıkardığı için beslenmeyle ilgili problem yaşayan, öğrenmenin ve çevreyi keşfetmenin objeleri ağza götürerek kazanıldığı bebeklik döneminde beklenen gelişim basamağını gerçekleştirememe,

Diğer insanların kendine yaklaşmasına izin vermeyen, kalabalık ortamlarda tepki gösteren, okula başladığında kalemi tutmakta zorlanan,

Kokuya karşı hassasiyet gösteren, yemeklerin kokusundan rahatsız olduğu için yiyemeyen, tuvalet alışkanlığını koku nedeniyle kazanmakta güçlük çeken,

Elektrik süpürgesi, trafik gibi günlük hayatta sıkça karşılaştığımız gürültülere karşı fazla tepki gösteren, kulaklarını kapatan,

Işıktan herkesin olduğundan daha çok rahatsız olup karanlıkta kalmak isteyen,

Herkese ve herşeye dokunmak isteyen, altını ıslattığında farkına varıp rahatsız olmayan,

Dar alanlarda durmak isteyen, sıkıştırılmaktan hoşlanan, vurma davranışı gösteren, ağır eşyaları taşımak, tutmak isteyen, dar alanlardan geçmekte çok zorlanan, sürekli bir yere çarpan,

Gürültülü ortamları seven, fazlasıyla sesli oyuncakları tercih eden, kendi kendine gürültü çıkaran, sesin farkına varmayan,

Kendi etrafında dönen, durmadan hareket etmek isteyen,

Rahatsız edici parlak ışığa bile bakmaktan hoşlanan, renkli-süslü eşyalara ilgi duyan,

Kötü kokuları bile koklamaktan hoşlanan, baskın bir kokuya ihtiyaç duyan( ojeli tırnakları koklamak isteyen bir çocuğunuz varsa siz de duyu bütünleme tedavisinden fayda görebilirsiniz.

 

DUYU DİYETİ İLE BU PROBLEMLER ÇÖZÜLEBİLİR!

Duyu bütünleme terapisiyle duyu modülasyonu ve çocuğun duruma uygun adaptif cevap açığa çıkarması sağlanır. Hissettiği duruma göre nasıl davranması gerektiğini öğrenir. Çocuk çevresiyle uyumlu, mutlu, duyu uyaranlarını tolere edebilir ve öğrenmeye hazır hale gelir.

Duyu bütünleme tedavi programı çocuğa göre belirlenir.

Hipoterapi / At terapisi - 30 Mayıs 2017 Salı

Hipoterapi / At terapisi

 

 

HİPOTERAPİ NEDİR?

Hipoterapi – at üstünde egzersiz sayesinde beden kaslarını çalıştırmayı hedef alan başarılı bir tedavi türü dur. Ata binme sürecinde vücudun tüm büyük kas gruplarını çalıştırılıyor. Bu refleks düzeyinde gelişen bir olay dır, çünkü atın sırtında iken binici onunla birlikte hareket eder, düşmemek için içgüdüsel olarak dengeyi kurmaya çalışır, böylece hem sağlıklı hem de hasar görmüş kaslar harekete geçer ,ve en önemlisi küçük binici aslında tedavi olduğu farkına varmaz, tedavi oyun gibi algılanır. Sonuç olarak Hipoterapinin sağladığı faydalar:

• Çeviklik artışı;

• Hareket arası koordinasyon artışı;

• Kasların gelişmesi ve güçlenmesi;

TEDAVİ YÖNTEMİ

Hipoterapi iki faktör aracılığı ile insana etki ediyor – Biyomekanik ve Psikojenik. Bir at dakikada yaklaşık yüz titreşimsel sinyal biniciye aktarabiliyor, refleks düzeyde binici de nerede ise tüm kas grupları çalıştırılır, ince motor becerilerinin gelişimini uyarır, karmaşık, hassas ve net hareketlerin oluşumu sağlanır.

Ata binmek, 4 resim birden çizilmesine benzer – binici iki el ve iki ayak ile farklı hareketler yapmak zorunda (tek elle bir daire öbür elle ise kare çizmeye deneyin! ) – Hipoterapinin bu en önemli etkisi diğer hareketli tedavi yöntemleri ile elde edilemez!

Atın sıcaklığı insan sıcaklığına nazaran 1,5-2C° daha yüksek tır, bu yüzden at “ısıtmalı masaj aletin” görevini görüyor-ayak kaslarına masaj yapılıyor, kan basıncı artıyor ve kalça bölgesinde ısınma söz konusudur ki bu ısınma prostat tedavisinde dâhil çok etkili sonuçlar veriyor.

Binicinin iç organların aktivitesini uyaran belirli kas refleksleri aktif hale geliyor, bu yüzden Hipoterapinin etkili olduğu gastrointestinal (mide ve bağırsak )sistemin düzelmesi (kabız, ishal), kardiyovasküler hastalığı (kalp ve damar hastalıkları), postinfarction (felç sonrası ) tedavisi günümüzde mümkün dur.

Çok yönlü etkisi, eş zamanda tekrarlayan karmaşık hareketlerin birleşimi, bir at ile bir çocuğun iletişimi, pozitif psikoterapi etkisi, Hipoterapinin benzersiz bir tedaviye dönüşmesine sağlar.

• Felç

• Konsantrasyon eksikliği (dikkati toplayamamak)

• Hiperaktivite

• Otizm

• Omurga rahatsızlıkları vs.

• Mongolizm

• Zekâ geriliği

• Kas iskelet sistemi hastalıkları

• Enfarktüs sonrası

• Beyin kanaması sonrası

• Beyin yorgunluğu

• Nevroz(psikolojik bozukluğu)

• İşitme ve görme bozukluklarında

• Ameliyat sonrası tedavi amaçlı

• Sosyalleşme amaçlı

• Kronik prostat

• Multipl skleroz

• Bazı jinekolojik hastalıklar

• Obezite (şişmanlık)ve selülit (ilaçsız tedavi)

Hİpoterapi tedavisi benzersiz bir uygulamadır, küçük binici aslında tedavi olduğu farkına varmaz, tedavi oyun haline gelir. At, bir spor aleti değil dır, asla bıktırmaz! Psikojenik faktörler sayesinde kendi dünyasından çıkıp, gerçek dünyaya uyum sağlama yeteneği artar. Ruhsal bozuklukları olan bir hasta için atın sırtında olmak çekici gelir-“Ben yukarıdayım, onlar aşağıda”, Psikoterapi’nin temel ilkeleri sağlanıyor: aynı yer ve kişiler, aynı zaman ve aynı eylemler. At ile etkileşim beden dili boyutunda geçer, hasta kendine ayıt güvendiği dünyanın içinde kalma şansına sahip, aynı zamanda sınırlarını aşıp dış dünyaya da uyum sağlamaya başlıyor. Çocuğun kendine olan güveni artıyor, büyük, güçlü ve zarif hayvan onu dinliyor ve komutları yerine getiriyor!

Hipoterapi -can ve beden için dört dörtlük bir tedavi türüdür!

Ata yaklaşıp onu sevmek bile insanın baş ağrısını ve yorgunluğunu alıyor. Atlar doğadan çok güçlü bir biyoenerji alanına sahiptirler, doğada sadece iki canlı tür insana pozitif enerji aktarabilme yeteneğine sahip: atlar ve yunuslar, bu tür tedavilerin medikal olmadığı için yan etkisi de yoktur, acı vermez ve iç huzursuzluğu yaratmaz, sadece pozitif hisler ve duygular bırakır. Hollanda, İsveç ve İngiltere’de hipoterapi kraliyet ailelerin himayesi altındadır. Tabii ki, hipoterapi her derde deva değildir, bilinçli yapılmadığı sürece beklenen etki vermez.

Kontrendikasyonlar: çocuğun hayvan korkusu olması, at kılına karşı alerji, cilt hastalıkları, akut inflamatuar bulaşıcı hastalıklar, bunun için Hipoterapi öncesi doktorunuza danışmalısınız.

Hipoterapi kimlere uygulanır. Hipoterapi’nin faydaları.

Tedavi amaçlı binicilik çocuk ve yetişkinler içindir, fiziki psikolojik, sosyal ve kişisel tedavi ve adaptasyon içindir.

Hipoterapi’nin tedavi ettiği hastalıklar listesi sınırlı değildir:

• Kas iskelet sistemi hastalıkları ( çocuklarda serebral palsi, sırt yaralanması vb.);

• Osteochondrosis, radikülit;

• Skolyoz 1-2 derece;

• Akli dengesi gelişimi hastalıkları (zekâ geriliği, mental retardasyon entelektüel gelişim, Down sendromu, vb);

• Konuşma bozuklukları;

• Kalp hastalığı;

• Kapsamlı gelişim bozuklukları ve diğer hastalıklar;

Çalışmaların temel sonuçları:

• Artan hareketlilik ve eklem hareket açıklığı, motor koordinasyonun geliştirilmesi, spastisitenin azalması, denge (özellikle atın sırtında iken), dil ve konuşmanın gelişmesi ve ince motor becerileri (ellerin ve parmakların kasları gelişmiş olması), dolayısıyla yaşam şeklinin performansın artması, yeteneklerinin gelişmesi, fiziksel strese karşı dayanıklılığın artması;

• Kasların çevikliği;

• Kendine güvenin artması, aktif olması, , öğrenme ve dikkat toplamada ilerleme;

• Hiperaktivitenin azalması, ilgisizlik halinden kurtulma, korku, saldırganlık, içine kapanık halinden kurtulması.

• Hasta çocukların iletişim çevresinin genişletilmesi, duygusal dikkatini kendi üzerinden at üzerine toplamak (“ben hastayım, herkes benimle ilgilenmek zorunda” ) öbür yandan elebaşının yardımı ile çocuk kendi başına atla ilgilenmeyi öğrenir, yeni beceriler kavrar(at bakımı, binicilik).

Moskova’da eğitimini alarak ülkemizde gerçek ve doğru hipoterapi uygulamaları yapmak isteyen ve bu işi amaç edinen Rus eğitmenlerimizle hipoterapi çalışmalarımız başladı.

hippo-6

Hipoterapi – at üstünde egzersiz sayesinde beden kaslarını çalıştırmayı hedef alan başarılı bir tedavi türüdür. Ata binme sürecinde vücudun tüm büyük kas gruplarını çalıştırılmaktadır. Bu refleks düzeyinde gelişen bir olaydır, çünkü atın sırtında iken binici onunla birlikte hareket eder, düşmemek için içgüdüsel olarak dengeyi kurmaya çalışır, böylece hem sağlıklı hem de hasar görmüş kaslar harekete geçer ,ve en önemlisi küçük binici aslında tedavi olduğu farkına varmaz, tedavi oyun gibi algılanır. Hipoterapinin sağladığı faydalar:

• Çeviklik artışı;

• Hareket arası koordinasyon artışı;

• Kasların gelişmesi ve güçlenmesi;

hippo-5TEDAVİ YÖNTEMİ

Hipoterapi iki faktör aracılığı ile insana etki ediyor – Biyomekanik ve Psikojenik. Bir at dakikada yaklaşık yüz titreşimsel sinyal biniciye aktarabiliyor, refleks düzeyde binici hemen hemen tüm kas grupları çalıştırılır, ince motor becerilerinin gelişimini uyarır, karmaşık, hassas ve net hareketlerin oluşumu sağlanır.

Ata binmek, aynı anda 4 farklı şekil çizilmesine benzer – binici ata binerken iki el ve iki ayak ile farklı hareketler yapmak zorundadır. Tek elle bir daire öbür elle ise kare çizmeye deneyin! ne kadar zor olduğunu göreceksiniz . Hipoterapinin bu en önemli etkisi diğer hareketli tedavi yöntemleri ile karşılaştırılamayacak kadar etkilidir.

hippo-4Atın sıcaklığı insan sıcaklığına nazaran 1,5-2C° daha yüksek tır, bu yüzden at “ısıtmalı masaj aletin” görevini görüyor-ayak kaslarına masaj yapılıyor, kan basıncı artıyor ve kalça bölgesinde ısınma söz konusudur ki bu ısınma prostat tedavisinde dâhil çok etkili sonuçlar veriyor.

Binicinin iç organların aktivitesini uyaran belirli kas refleksleri aktif hale geliyor, bu yüzden Hipoterapinin etkili olduğu gastrointestinal (mide ve bağırsak )sistemin düzelmesi (kabız, ishal), kardiyovasküler hastalığı (kalp ve damar hastalıkları), postinfarction (felç sonrası ) tedavisi günümüzde mümkün dur.

Çok yönlü etkisi, eş zamanda tekrarlayan karmaşık hareketlerin birleşimi, bir at ile bir çocuğun iletişimi, pozitif psikoterapi etkisi, Hipoterapinin benzersiz bir tedaviye dönüşmesine sağlar.

• Felç

• Denge yeteneğini kazanma çalışmalarında

• Konsantrasyon eksikliği (dikkati toplayamamak)

• Hiperaktivite

• Otizm

• Omurga rahatsızlıkları vs.

• Mongolizm

• Zekâ geriliği

• Kas iskelet sistemi hastalıkları

• Enfarktüs sonrası

• Beyin kanaması sonrası

• Beyin yorgunluğu

• Nevroz(psikolojik bozukluğu)

• İşitme ve görme bozukluklarında

• Ameliyat sonrası tedavi amaçlı

• Sosyalleşme amaçlı

• Kronik prostat

• Multipl skleroz

• Bazı jinekolojik hastalıklar

• Obezite (şişmanlık)ve selülit (ilaçsız tedavi)

hippo-3Hipoterapi tedavisi benzersiz bir uygulamadır, küçük binici aslında tedavi olduğu farkına varmaz, tedavi oyun haline gelir. At, bir spor aleti değil dır, asla bıktırmaz! Psikojenik faktörler sayesinde kendi dünyasından çıkıp, gerçek dünyaya uyum sağlama yeteneği artar. Ruhsal bozuklukları olan bir hasta için atın sırtında olmak çekici gelir-“Ben yukarıdayım, onlar aşağıda”, Psikoterapi’nin temel ilkeleri sağlanıyor: aynı yer ve kişiler, aynı zaman ve aynı eylemler. At ile etkileşim beden dili boyutunda geçer, hasta kendine ayıt güvendiği dünyanın içinde kalma şansına sahip, aynı zamanda sınırlarını aşıp dış dünyaya da uyum sağlamaya başlıyor. Çocuğun kendine olan güveni artıyor, büyük, güçlü ve zarif hayvan onu dinliyor ve komutları yerine getiriyor!

Hipoterapi -can ve beden için dört dörtlük bir tedavi türüdür!

hippo-2Ata yaklaşıp onu sevmek bile insanın baş ağrısını ve yorgunluğunu alıyor. Atlar doğadan çok güçlü bir biyoenerji alanına sahiptirler, doğada sadece iki canlı tür insana pozitif enerji aktarabilme yeteneğine sahip: atlar ve yunuslar, bu tür tedavilerin medikal olmadığı için yan etkisi de yoktur, acı vermez ve iç huzursuzluğu yaratmaz, sadece pozitif hisler ve duygular bırakır. Hollanda, İsveç ve İngiltere’de hipoterapi kraliyet ailelerin himayesi altındadır. Tabii ki, hipoterapi her derde deva değildir, bilinçli yapılmadığı sürece beklenen etki vermez.

Kontrendikasyonlar: çocuğun hayvan korkusu olması, at kılına karşı alerji, cilt hastalıkları, akut inflamatuar bulaşıcı hastalıklar, bunun için Hipoterapi öncesi doktorunuza danışmalısınız.

Hipoterapi kimlere uygulanır. Hipoterapi’nin faydaları.

Tedavi amaçlı binicilik çocuk ve yetişkinler içindir, fiziki psikolojik, sosyal ve kişisel tedavi ve adaptasyon içindir.

Hipoterapi’nin tedavi ettiği hastalıklar listesi sınırlı değildir:

• Kas iskelet sistemi hastalıkları ( çocuklarda serebral palsi, sırt yaralanması vb.);

• Osteochondrosis, radikülit;

• Skolyoz 1-2 derece;

• Akli dengesi gelişimi hastalıkları (zekâ geriliği, mental retardasyon entelektüel gelişim, Down sendromu, vb);

• Konuşma bozuklukları;

• Kalp hastalığı;

• Kapsamlı gelişim bozuklukları ve diğer hastalıklar;

Çalışmaların temel sonuçları:

• Artan hareketlilik ve eklem hareket açıklığı, motor koordinasyonun geliştirilmesi, spastisitenin azalması, denge (özellikle atın sırtında iken), dil ve konuşmanın gelişmesi ve ince motor becerileri (ellerin ve parmakların kasları gelişmiş olması), dolayısıyla yaşam şeklinin performansın artması, yeteneklerinin gelişmesi, fiziksel strese karşı dayanıklılığın artması;

• Kasların çevikliği;

• Kendine güvenin artması, aktif olması, , öğrenme ve dikkat toplamada ilerleme;

• Hiperaktivitenin azalması, ilgisizlik halinden kurtulma, korku, saldırganlık, içine kapanık halinden kurtulması.

• Hasta çocukların iletişim çevresinin genişletilmesi, duygusal dikkatini kendi üzerinden at üzerine toplamak (“ben hastayım, herkes benimle ilgilenmek zorunda” ) öbür yandan elebaşının yardımı ile çocuk kendi başına atla ilgilenmeyi öğrenir, yeni beceriler kavrar(at bakımı, binicilik).

hippo-1

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı - 30 Mayıs 2017 Salı

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı

Bireylerin, var olan yeterliklerinin en üst düzeyde geliştirilerek sosyal yaşama etkin katılımının artırılmasının temel yolu eğitimdir. Özel eğitime ihtiyacı olan tüm bireylerde olduğu gibi yaygın gelişimsel bozukluğu (YGB) olan bireylerde de eğitim ve ev ortamları uygun şekilde yapılandırıldığında, işlevsel eğitim programları geliştirildiğinde, öğretim süreci bireysellik esasına göre hazırlandığında, bağımsız yaşam becerilerinin edinilmesi ve toplumsal entegrasyon bağlamında önemli ilerlemeler kaydedilmektedir. Yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin bağımsız yaşam becerilerini geliştirmeleri, davranış problemlerinin azaltılarak gereksinimleri olan beceriler kazanabilmeleri, uygun eğitim programlarıyla bütünleştirilmiş, yapılandırılmış ve zenginleştirilmiş öğretim ortamlarının erken yaştan itibaren sağlanmasıyla doğrudan ilişkilidir. Yaygın gelişimsel bozukluk gösteren bireylerin, tanı aldıkları ilk andan itibaren destek eğitim programlarına alınarak gelişimlerinin

desteklenmeleri gerekmektedir. Bireyin örgün eğitime dâhil olduktan sonrada düzeyine/tanısına uygun destek eğitim programlarına katılması, gelişiminin en üst düzeyde desteklenmesini sağlayacaktır.

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeleri de içeren bir spektrum bozukluğudur. Bu grupta yer alan en çok bilinen yaygın gelişimsel bozukluk otizmdir. Bu yelpazede yer alan diğer bozukluklar, Rett Sendromu, Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu, Asperger Sendromu ve Başka Türlü Adlandırılamayan Bozukluk (Atipik Otizm)’tur.

ROBOTİK FİZİK TEDAVİ VE REHAİBLİTASYON - 30 Mayıs 2017 Salı

ROBOTİK REHABİLİTASYON MERKEZİ

Genel olarak nörolojik hastalıkların erken dönem medikal tedavilerinin hemen sonrasında başlanarak, hastanın kaybettiği tüm fonksiyonlarına kavuşması ve hayata tekrar kazandırılması sürecini yürüten tıp disiplinidir.

Temel olarak tüm nörolojik hastalıkların rehabilitasyonu yapılmakla birlikte merkezimizde özellikli fizik tedavi ve rehabilitasyon yaklaşımları uygulanan hastalıklar şunlardır.

  • İnmeden ve beyin hasarından kaynaklanan felçler,
  • Beyin tümörü ameliyatları sonrası oluşabilecek fonksiyon kayıpları ve felç durumları,
  • Omurilik yaralanmasına bağlı felçler,
  • Parkinson hastalığı,
  • MS,
  • Yürüme denge bozuklukları,
  • Yüz felci,
  • Sinir hasarları, bazı sinir hastalıkları,
  • Şekere bağlı sinir ucu iltihabı gibi hastalıklarının rehabilitasyonu da yapılmaktadır.

Merkezin öne çıkan özelliği, bu alandaki tüm klasik tedavileri gerçekleştirmesinin yanı sıra dünyada uygulanan tüm yeni ve ileri tedavilerin kullanılabilmesidir. Özellikle robotik fizik tedavi yaklaşımları ve manyetik beyin uyarımı gibi dünyaca kabul görmüş yenilikçi tedaviler de rehabilitasyon sürecinde kullanılmaktadır.

İNME- BEYİN FELCİ – FELÇ

İnme ve buna bağlı olarak gelişen felç, beyin damar tıkanıklıkları ya da damar dışına gelişen kanamaların oluşturduğu tablodur. Beyin kan akımının bozulmasına bağlı olarak inme geçiren hastaların beyin hücrelerinde geri dönüşsüz hasarlar meydana gelebilir. İleri yaşta en önemli özürlülük nedenlerinden biri olan inme hastalarının yaklaşık %70’i 65 yaş üstü iken %30’u daha genç yaştaki kişilerden oluşmaktadır.

Günümüzdeki yaşam koşullarına bağlı olarak inme, yaşamı tehdit edici hastalıklar arasında kanserden sonra üçüncü sıraya kadar yükselmiştir. Erişkin özürlülüğünün de dünyadaki en sık nedeni inmedir.

İnmenin beyinde yarattığı hasar, bunun yeri ve büyüklüğüne göre farklı belirtiler gösterir. Beyinde etkilenen bölgeye göre felcin genel belirtileri şöyledir;

  • El, kol ve bacaklarda hareket kaybı yani felç,
  • Yürüme ve denge bozukluğu,
  • İstenmeyen kasılma ve spazmlar,
  • Konuşma ve anlama bozukluğu ya da kaybı,
  • Hafıza bozukluğu

İnme-Felç risk faktörleri:

Değiştirilemeyen risk faktörleri: Yaş, cinsiyet, ırk ve aile öyküsü...

Değiştirilebilir risk faktörleri: Hipertansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, sigara içme alışkanlığı, kan yağlarının yüksekliği, kanın pıhtılaşmasının fazla olması gibi faktörler de değiştirilebilen veya kontrol altına alınabilen faktörlerdir.

İnmede fizik tedavi ve rehabilitasyon

İnme nedeni ile oluşmuş nörolojik kayıpların tamamen geriye dönüşünü sağlayan kanıtlanmış bir ilaç tedavisi yoktur. Yoğun bakım ve nörolojik tıbbi takip ile birlikte hemen yatağında rehabilitasyon başlar. Erken değerlendirme ile fizik tedavi ve rehabilitasyon doktoru erken hareket, oturma-yürüme sağlanması ve bası yaraları ile eklem problemlerinin önlenmesi için uygun rehabilitasyon programını belirler. Merkezde klasik rehabilitasyon yaklaşımları ile birlikte dünyadaki tıbbi teknolojik gelişmelerle eş zamanlı ve hastanın iyileşme süresini kısaltan; robotik erken yürüme ile el kol hareketlerini sağlamaya yönelik teknolojiler bulunması, hastanın daha hızlı bir şekilde sağlıklı bir yaşama kavuşmasına katkı sağlamaktadır. Böylelikle kapsamlı rehabilitasyon uygulamaları ve gerekli durumlarda botoks, doku yenileyici enjeksiyonlar, cerrahi olmayan manyetik derin beyin uyarımı sayesinde birçok hasta topluma ve normal aile yaşantısına kavuşturulabilmektedir.

BEYİN HASARI

Trafik kazası, düşme, darp, ateşli silah yaralanması ve çeşitli sportif aktiviteler sonucu, hafif geçici şuur bulanıklığından tam beyin hasarına kadar varabilen sonuçlar ortaya acıkabilir. Beyin hasarı; bilinç bozukluğu, anlama ve muhakeme bozukluğu, baş ağrısı, konuşma bozukluğu, uyku bozukluğu, kusma, yutma bozukluğu, el kol kullanım bozukluğu, yürüme – denge bozukluğu, felç, yatağa bağımlılık gibi belirtilerle kendini göstermektedir.

BEYİN TÜMÖRLERİ

Beyin tümörlerinde bazı hastalarda yürüme denge koordinasyonu sağlama ile ellerini kullanma problemleri görülebilir. Bu grup hastaların kısa sürede ayağa kalkarak yürümesi, el ve kollarını sağlıklı bir şekilde kullanabilmeleri için eş zamanlı hızlı bir rehabilitasyon süreci gerekebilir. Bu süreçte tümörün beyinde etkilediği yere bağlı olarak oluşan probleme yönelik özel rehabilitasyon programları uygulanmalıdır. Robotik cihazlar ile yapılan hızlı ayağa kaldırma ve yürüme tedavileri ile bu hastaların normal yaşama geri dönüşleri kolaylaşmaktadır.

OMURİLİK YARALANMASI

Denize balıklama atlama, düşme, çarpma-ezilme, trafik kazası, tümör ve çoklu travma gibi nedenlerle omuriliğin zarar görmesine bağlı klinik durumdur. El, kol ve bacaklara giden sinir liflerinde yaralanmalara neden olur. Sonuçta hastada el kol ve bacaklarda kısmi güçsüzlükten felce kadar klinik sonuçlar oluşabilir. Bunların en önemlisi hastanın yürüme kabiliyetini yitirmesidir. Yaralanma, boyun gibi daha yukarı seviyelerde olduğunda el-kol fonksiyonları da bozulacağı için hastanın beslenme ve giyinme gibi günlük yaşam aktiviteleri de ortadan kalkar. Omurilik yaralanması durumlarında erken tıbbi veya cerrahi tedaviden hemen sonra başlanan kapsamlı rehabilitasyon uygulamaları sayesinde hastanın fonksiyon kayıplarının en aza indirilmesi ve mümkünse tekrar sağlıklı yaşam aktivitelerine dönmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hastanın istemsiz kas kasılmaları, yatak yaraları, damar iltihabı, eklem kısıtlılıkları gibi durumları söz konusuysa, bunların önlenmesi ve tekerlekli sandalye ya da yardımcı cihazlarla günlük yaşama adapte olması sağlanabilir. Bu alanda hastanın vücudunun en iyi şekilde korunması, yakın gelecekteki ev tipi robotik uygulamalarla hastanın bağımsızlığa kavuşması için ön hazırlık sayılabilir.

MULTİPL SKLEROZ - MS

Multiple Skleroz (MS), beyin ve omurilikteki beyaz maddenin hastalığıdır. Beyin omurilikte plaklar şeklinde tespit edilen hasarlı bölgeler sinir iletimini bloke ederek çeşitli şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte çok dikkat bir ilaç tedavisi ve buna eşlik eden rehabilitasyon uygulamaları hastanın yaşam kalitesini artırır. Özellikle kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma, denge bozukluğu, güçsüzlük ve kas sertleşmeleri görülebilir. Bu durumlarda yürüme fonksiyonlarını korumak, aşırı kasılmaları engellemek ve dengeyi güçlendirerek düşmeleri önlemek amacıyla hastanın durumuna göre çeşitli rehabilitasyon ve botoks uygulamaları yapılır.

PARKİNSON HASTALIĞI

Parkinson Hastalığı, nedeni tam olarak bilinmeyen, insanda akıcı ve uyumlu hareketleri bozan, dopamin eksikliği sonucu oluşan bir hastalıktır. Hareketlerde yavaşlık, ellerde titreme, kol ve bacaklarda sertlik, yüz ifadesinde donukluk, konuşmada bozukluk, halsizlik, kas ağrısı, küçük adımlarla yürüme, denge ve duruş bozukluğu ve bunlara bağlı olarak sonuçta artmış düşme riski gibi belirtiler gösterebilir. Hastanın ilaç tedavisinin yanı sıra gelişen teknoloji ile birlikte robotik yürüme-denge güçlendirme ve cerrahi olmayan derin manyetik beyin uyarımı gibi tedaviler sayesinde hastalarda önemli pozitif sonuçlar elde edilebilmektedir.

Fizik tedavi rehabilitasyon uygulamaları

  • Robotik yürüme eğitimi,
  • Robotik el kol eğitimi,
  • Yürüme-denge-koordinasyon eğitimi
  • Bilgisayarlı denge ve düşme önleme çalışmaları
  • El rehabilitasyon programı
  • İş uğraşı terapisi
  • Konuşma – Yutma terapisi
  • Botoks uygulamaları
  • Cerrahi olmayan derin beyin uyarımları (TMS)

2. ROBOTİK REHABİLİTASYON ve TEKNOLOJİLERİMİZ

Günümüzde ilerleyen teknoloji ile eş zamanlı olarak tıp teknolojilerinde de önemli gelişmeler olmuştur. Özellikle beyin omurilik hastalıklarında robotik cihazlar ve sanal gerçekliğin entegre edilmesiyle robotik rehabilitasyon teknikleri ortaya çıkmıştır. Eklem hastalıklarında ise gerek kas güçlendirilmesi gerek eklem korunması açısından ölçme, değerlendirme ve buna göre uygun tedavi programları yapılmasına olarak sağlayan teknolojik cihazlar geliştirilmiştir. Bu robotik ve teknolojik cihazlar, klasik fizik tedavi rehabilitasyon yöntemleri ile uygun şekilde ve beraber kullanıldığında daha iyi klinik sonuçlara ulaşılması sağlanmıştır. Erken dönemde klasik rehabilitasyon yaklaşımlarına ilave olarak robotik yürüme ve dik duruş sağlayan yatak ile rehabilitasyon süreci desteklenir. İlerleyen dönemlerde ise ileri düzey yürüme robotu ve el kol robotu kullanılır.

HİDROTERAPİ - 30 Mayıs 2017 Salı

Hidroterapi

Hastalıkların ve fonksiyonel kayıpların tedavisinde suyun bir şekilde kullanılarak tecrübeli eğitmenler bünyesinde uygulanan bir havuz tedavi uygulamasıdır. Hidroterapide suyun sağladığı avantajları kullanarak başta Kou-iskelet sistemi, sinir sistemi, kardiyovasküler sistem ve salonum sistemi hastalıkları olmak üzere pek çok kısıtlılık ve özürlülük oluşturan durumu spesifik su içi egzersizlerle rehabilite edilmesidir.

Amaç: Kişinin fonksiyonel durumunu geliştirmek bağımsızlığını sağlamak ve yaşam kalitesini arttırmaktır. Suyun fiziksel özelliğini (kaldırma kuvveti, hidrostatik, basınç, direnç ve viskosite ve benzeri vb.) su içi egzersizler için ideal bir ortam oluşturulur. Bu fizyolojik özelliğin başında suyun kaldırma kuvveti gelir. Özellikle travma sonrası ortopedik cerrahi yada konservatif immo bilizasyon yapılan hastalıklarda yük bindirmenin istenmediği ancak eklem hareket genişliğinin sağlanmasını ve kas kuvvetinin arttırılması istenen durumlarda suyun kaldırma kuvvetinin sayesinde erken rehabilitasyona başlamak mümkün olur. Gelişmiş rehabilitasyon programlarının bir parçası olan hidroterapi, her hastanın bireysel ihtiyacına göre spesifik programlar uygulanır.

HİDROTERAPİ UYGULANAN ALANLAR

• Sereblal palsi (CP) • Kas iskelet sistemi yaralanmaları • Cerrahi girişim sonrası • Eklem zedelenmeleri • Kırıklar sonrası • Kas gerginlikleri • Obesite • Denge problemleri • Polio (çocuk felci) • Kas güçlendirmesi ve reedükasyon (hareket eğitimi) • Spor yaralanmaları • Kilo kontrolü • Diz bağları operasyonları • Eklem kirençlenmelerine bağlı kas zayıflıklarında • Diz protezi • Fibromiyalji (romatizmal hastalıklar) • Aksiyete (endişe-kaygı) • Kalça protezi • Multipi skleroz (MS) • Musküler distrofi • Nekahat dönemi (hastalık sonrası iyileşme dönemi)

HİDROTERAPİNİN SAĞLADIĞI YARALAR

• Kas gücünü arttırır • Oksijen alınımını ve aerobik kapasiteyi arttırır • Esnekliği arttırır • Denge ve koordinasyonu iyileştirir • Eklemlere zarar vermez • Gevşeme sağlar-dolaşımı düzeltir • Pozisyon duyusunu arttırır • Germe egzersizlerini kolaylaştırır • Ruhsal stres ve gerginliği azaltır • Zor ve yorucu egzersiz basit ve basit hale gelir.

Unutmayın!! Hidroterapi seanslara istikrarlı katılıp düzenli yapılırsa etkilidir.

Down Sendromu - 31 Aralık 2016 Cumartesi

DOWN SENDROMU NEDİR..

DS, genetik bir farklılık, bir kromozom anomalisidir. En basit anlatımı ile sıradan bir insan vücudunda bulunan kromozom sayısı 46 iken DS’lu bireylerde bu sayı üç adet 21. kromozom olması nedeniyle 47 olmaktadır. Down Sendromu tedavi edilebilen bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Hücre bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom yer alması ile meydana gelir. Down sendromuna sebep olduğu bilinen tek etmen hamilelik yaşıdır, 35 yaşüstü hamileliklerde risk artar. Ancak genel olarak genç kadınlar daha fazla bebek sahibi olduğundan Down sendromlu çocukların %75-80’i genç annelerin bebekleridir. Ülke, milliyet, sosyo-ekonomik statü farkı yoktur. Ortalama her 800 doğumda bir görülür. Tüm dünyada 6 milyon civarında Down sendromlu birey yaşamaktadır. Türkiye’de tam bir veri yok ama yaklaşık 100.000 DS’lu kişi olduğu tahmin ediliyor.

Hafif veya orta seviye zihinsel ve fiziksel gelişim geriliğine sebep olur.

3 tip DS vardır.

1-Trisomy 21: DS nüfusunun %90-%95’ini oluşturan standart tiptir. Bu tipte fazladan bir adet 21.kromozom yumurta veya sperm hücresinden gelmekte veya döllenmenin daha ilk aşamalarındaki bir noktada yanlış bölünme nedeniyle (yani kromozomlar bölünürken birbirine yapışık kalması ve bu yapışıklığın bir taraftan 2 diğer taraftan da 1 kromozom gelmesine yol açması nedeniyle) yeni hücreler 3’er adet kromozom ile toplam 47 kromozom olarak oluşurlar.

2- Translokasyon: DS nüfusunun %3-%5’ini oluşturan tiptir. Bu tipte 21.kromozomun bir parçası koparak başka bir kromozoma (örn. 14.kromozom gibi) yapışmaktadır. Birey adet olarak 46 kromozoma sahiptir ama genetik bilgi olarak 47 kromozom bilgisi vardır. Burada da 21.kromozom 3 adet olduğundan birey standart tipteki aynı özellikleri gösterir. DS’nun diğer tipleri kalıtımsal değildir. Yalnız translokasyon tipte ebeveynlerden bir tanesinin taşıyıcı olması durumunda DS’u kalıtımsal olmaktadır. Bu oran %33’dür. Eğer taşıyıcı anne ise translokasyon DS’lu çocuk doğurma olasılığı %20, taşıyıcı baba ise %5-%2 arasındadır.

Translokasyon tipte ileriki doğumlardaki risklerin bilinmesi açısından genetik danışmanlık daha önemli olmaktadır.

3- Mozaik: DS nüfusunun %2-%5’ini oluşturan tiptir: Bu tipte bazı hücreler 46 kromozom taşırken bazıları 47 kromozom taşımaktadır. Yanlış bölünme döllenmenin ileri aşamalarında gerçekleştiğinde bir hat 46 kromozom diğer hat ise 47 kromozom olarak devam eder ve mozaik bir yapı oluşturur.

NELER YAPABİLİRİZ…

Eskiden okuyamaz bile denilen bu bireyler artık lise ,hatta üniversite bitirebilmekte, ikinci bir dil öğrenebilmekte, çalışabilmekte, bağımsız veya yarı bağımsız hayatlar sürebilmektedirler. Bu yüzden hayallerimize sınır koymamalıyız ama hayallerimiz sınırsız da olsa çocuğumuzu doğru değerlendirerek ayakları yere basan , gerçekçi gelecek planlar yapmanın onun mutluluğunun anahtarı olduğunu da unutmamalıyız.

Otizm - 31 Aralık 2016 Cumartesi

Otizm Spektrumu Bozuklukları

Yaygın gelişimsel bozukluk/otizm spektrumu bozukluk ne demektir?

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB)/ Otizm Spektrumu Bozukluklar (OSB) temel olarak; sosyal etkileşim, dil becerileri/ sosyal iletişim ve soyut algıda/ imajinasyon gelişme gecikmesi ya da tamamen gelişmeme olarak tanımlanabilir. Ek olarak; stereotipik/ basmakalıp davranış, ilgi ve aktiviteler sık görülür. Tüm bu özellikler zekâdan, zihinsel işlev kapasitesinden bağımsızdır, beynin belli bölgelerinin işlevlerinin farkından kaynaklanmaktadır.

2. Neden spektrum?

Spektrum kavramı, özelliklerin hafif düzey ve az sayıda oluşu ile çok belirgin düzey ve çok sayıda oluşu arasında değişebilmesinden kaynaklanmaktadır. Kimi bireylerde tüm özellikler tamamen belirgin olarak gözlenirken, kimilerinde özelliklerden bazıları çok hafif olarak kendini belli eder.

3. Tanı nasıl konur?

Tanının varlığı uluslar arası mutabakata varılmış tanı sistemleri ile ortaya konur. Bu spektrum içindeki tüm bozukluklar için farklı tanı kriterleri mevcuttur. Örneğin, otizm tanısı için anormal gelişim özelliklerinin 3 yaşından önce başlamış olması ve karşılıklı sosyal iletişim ve etkileşimde niteliksel bozulmalar; kısıtlı, tekrarlayıcı, basmakalıp davranış, ilgi ve aktivitelerin varlığı gereklidir. Tüm bu alanlardaki özellikler belli sayıda belirtiyi göstermelidir ve başka tıbbi tanılarla açıklanabilir olmamalıdır.

4. Bu grupta hangi tanılar var?

Bu grupta; Çocukluk-çağı otizmi, Rett bozukluğu, çocukluk-çağı dezintegratif bozukluğu, Atipik otizm ya da yüksek fonksiyonlu otizm, Asperger sendromu, başka türlü adlandırılamayan YGB yer alır.

5. Tanıların birbirinden farkı ne?

Bu grupta yer alan en temel tanı, çocukluk-çağı otizmidir. Rett Bozukluğu: ilk 5 ayda normal bir gelişim dönemi sonrası baş büyüklüğünde azalan bir büyüme hızı, iletişimde bozulma ve beraberinde yürüyüş, el ve vücut hareketlerinde bozulma ile karekterize bir bozukluktur. Çocukluk-çağı Dezintegratif Bozukluğu: en az 2 yaşına kadar normal bir gelişim sonrası sosyal iletişim ve etkileşimde belirgin ve kalıcı bir bozulma ile kendine özgü bir gidişi olan bir bozukluktur. Atipik otizm/ yüksek fonksiyonlu otizm: çocukluk-çağı otizmindeki “3 yaşından önce başlamalı” kriterinin olmaması ve belirti sayısının daha az oluşu ve daha yüksek zekânın varlığı tanıyı belirler. Asperger Sendromu: otizmde görülen sosyal etkileşimde bozukluk ve basmakalıp ilgilerin varlığının yanında dil becerilerinin normal gelişimi ile karekterize bir bozukluktur. Başka türlü adlandırılamayan-YGB: BTA-YGB tanısı, belirgin sosyal etkileşim bozukluğu varlığında diğer tanıları alacak kadar yeterli belirtinin olmadığı durumlarda konur.

6. Tanı önemli mi?

Tanının ne olduğu şu durumlarda önem kazanır: (1)Uygun tedavi yaklaşımının seçilmesi (2) Beklentilerin şekillenmesi, (3) Özelliklerin anlaşılması ve bu özelliklere yönelik adaptif yöntemlerin geliştirilmesi, (4) Profesyoneller arasında ortak bir dil kullanımı, (5) Rapor düzenlenmesi ve rapor için devlet desteği. Her çocuk birbirinden farklı olumlu ve olumsuz özelliklere sahiptir. Uygulamada tanıdan çok bu özelliklerin doğru anlaşılması ve kullanılması ön plandadır.

7. Tanıyı kim koyar?

YGB/OSB tanısı mutlaka bu alanda eğitim görmüş bir tıp doktoru tarafından konur.

8. Mutlaka Çocuk Psikiyatristi görmeli midir?

Tanının netleştirilmesi, tedavinin düzenlenmesi, ek tanıların teşhis ve tedavisi, önlenebilir ya da tedavi edilebilir, sebebi bilinen nörolojik, endokrinolojik, metabolik vs. (tıbbi) tanıların atlanmaması için mutlaka en az bir kez bir çocuk psikiyatrisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

9. Başka tanılarla karışır mı?Ayırıcı tanıda özellikle: Çocukluk başlangıçlı şizofreni, davranış semptomları ile mental retardasyon, karışık alıcı/ifade edici dil bozuklukları, konjenital sağırlık veya ciddi işitme bozuklukları, seçici konuşmazlık, psikososyal deprivasyon (yoksunluk), dezintegratif (regresif) psikoz. Tanı bir çocuk psikiyatrisi uzmanı tarafından netleştirilir.

10. Tanı ömür boyu mu? Yoksa geçici mi?

Tanının varlığı problemin ömür boyu olduğu anlamına gelmez. Uygun genetik özellikler ve tedavinin varlığında belli bir süre sonra YGB özellikleri tanı konma kriterlerini karşılamayacak düzeyde iyileşme gösterebilir. Bu durumda tanı geçici olmuş olur. Fakat genel anlamda bu tanı grubuna ait özellikler nitelik olarak azalsa da nicelik olarak pek azalmazlar ve vakaların çoğu tanı kriterlerini ömür boyu karşılamaya devam eder.

11. Ne sıklıkla görülür?

Otizm tanısı ilk geliştirildiği dönemde on binde bir gibi verilen görülme sıklığı geçtiğimiz on yıl içinde on binde altmış gibi bir düzeye yükselmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Sağlık Bakanlığı’nın sağladığı 2007 verilerine göre Amerika çapında bu rakam yüz ellide bir sıklığına ulaşmıştır. Otizm’in ülkemizde ne kadar yaygın olduğu konusunda vaka istatistiklerinin istenilen düzeyde sistematik bir biçimde tutulmamasından dolayı net bir yanıt vermek olası değildir. Fakat otizmin görülme oranı ülkeler arasında ciddi biçimde değişmemektedir. Yakın zamana dek 150’de 1 görülme sıklığından bahsedilirken, Council of Exceptional Children’ın bülteninde belirttiği gibi bu oran 100’de 1’e kadar artış göstermiştir. Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti verilerine göre otizm teşhis oranlarında %10-17 arası bir artış oranı tespit edilmektedir.

Erkeklerde 3–5 kat daha sık görülür. Sosyoekonomik düzey ve coğrafyadan bağımsız olarak tüm dünyada benzer sıklıkla görülür. YGB tanılı çocukların kardeşlerinde YGB görülme sıklığı %2-4’dür. Geniş katılımlı ikiz çalışmalarında, aynı yumurta ikizlerinin her ikisinde birlikte görülme oranı %36–90 kadar sık iken, farklı yumurta ikizlerinde %0–25 oranlarında bulunmuştur.

12. Biyolojik nedenleri nelerdir?

Özellikle belli gen bölgelerindeki polimorfizm, mutasyon vs. gibi değişimlerin sorumlu olduğu beyin değişiklikleri ön plandadır (Genetik). Temporal lob, beyincik, bazal ganglia ve belli alt bölgeleri üzerine yapılmış ve yapılmakta olan çok sayıda çalışma mevcuttur. Saptanan belli özellikler dışında kesin odak ve bozulma henüz aydınlatılamamıştır. Konjenital kızamıkçık, fenilketonüri, tuberoz skleroz, frajil X gibi nörobiyolojik ve genetik hastalıklarda YGB görülebilmesi biyolojik doğasına kanıt sunar.

13. Psikososyal nedenleri nelerdir?

20. yüzyıl başlarında, çocuklarına yetersiz ilgi gösteren ebeveynler bu bozukluğun ortaya çıkışında sorumlu tutulmuştur. Fakat bu teori daha sonra desteklenmemiştir. Çocuktan gelen ilişki arayışı davranışının belirgin derecede düşük oluşu ve buna karşılık olarak ebeveynlerin azalmış ilgileri bu tip teorilerin gelişiminden sorumlu olabilir. Ayrıca, ciddi çocuk ihmali vakalarında “tepkisel bağlanma bozukluğu” denen çocuğun iletişim aramama davranışı ve dil gelişimindeki gecikmeler YGB’ ye benzer bir tablo oluşturabilmektedir. Fakat bu vakalar tedaviden çok hızlı bir yarar görürler.

14. Neden biz?

Bu sorunun cevabı net olmasa da, burada özellikle genetik faktörler sorumlu görülmektedir. YGB tanılı bireylerin akrabalarında YGB ve sosyal iletişim zorluklarına daha sık rastlanmaktadır.

15. Yetiştirmenin bir etkisi var mı?

Yetiştirmenin bozukluğun varlığına etkisi yok gibi görünmektedir. Fakat var olan problemi olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Ciddi anlamda sosyal uyaran eksikliği ör, gün boyu TV seyretme problemi pekiştirebilmektedir.

16. Tanı artıyor mu?

Bu alanda sosyal bilinç ve klinik başvurular artıyor. Tanı kriterleri daha hafif formları da kapsayacak şekilde genişliyor. Daha çok Doktor YGB grubu bozuklukları daha yakından tanımaya başlıyor. Bu nedenlerle tanı oranları artıyor olabilir. Daha önceleri 2000’de bir olarak ifade edilen YGB sıklığı günümüzde 250’de bir olarak ifade edilmeye başlamıştır. Sayılan tüm nedenlerin yanı sıra sıklığında gerçek bir artış söz konusu olduğu düşünülmektedir.

17. Beyin filmi çektirmek gerekir mi?

Beyin filmi, MR, beyin tomografisi, beyin haritası gibi görüntüleme yöntemlerinin YGB tanısında bir değeri yoktur. Fakat doktorunuzun; bilinen nörobiyolojik tanıların varlığından şüphelendiği, YGB’ ye ek başka bir patoloji olabileceğini düşündüğü vs. gibi durumlarda gerekli olabilir.

18. Kan tahlili gerekir mi?

Yukarıdaki durumlara benzer durumlar dışında ve ilaç kullanımı varlığında belirli tetkikler istenmesi durumu dışında gerekli değildir.

19. Diğer özellikleri nelerdir?

Sosyal etkileşim, dil becerileri/ sosyal iletişim ve soyut algı/ imajinasyon alanlarındaki kısıtlılık dışında; sıklıkla, ciddi öğrenme güçlükleri, günlük işlerde aynılıkta yoğun ısrar etme, hareket eden cisimlere aşırı ilgi, görsel uzaysal becerilerde ve sıralı bellekte yüksek işlevsellik tekrarlayıcı/ stereotipik davranışlar, göz temasının az olması veya hiç olmaması, aşırı neşe, kızgınlık veya sıkıntı haricinde boş yüz ifadesi, diğer insanlar yokmuş gibi davranma, konuşulan kelimeleri tekrarlama (ekolali), mecaz kelimeleri/esprileri anlamakta güçlük, cümle kurarken bağlaçları/zamirleri (çünkü ve ben) yanlış kullanma, sesin volumünü ayarlama sorunu (bağırarak/çok sessizce konuşma), kokulara veya tatlara veya bazı kumaşlara karşı duyarlılık

20. Başka tanılar eşlik eder mi?

Konjenital kızamıkçık, fenilketonüri, tuberoz skleroz, frajil X gibi iyi tanımlanmış nörobiyolojik hastalıklar, yaklaşık %10 oranında YGB ile birlikte bulunurlar. Ayrıca, dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, mental retardasyon (zihinsel gerilik) (%30–60), epilepsi (%25); yanı sıra bozukluğun gidişi içinde sık duygudurum (moral) değişiklikleri ve obsesif-kompulsif bozukluk (takıntı bozukluğu) belirtileri gözlenebilir.

21. Bu çocukların yapamayacağı şeyler nelerdir?

Genellikle; esnek çözüm gerektiren durumlar, bekleyebilme, başkalarının yüz ve beden ifadelerini anlama, anlamlandırma, ilişki başlatma, sürdürme, arkadaş edinme, soyut kavramları anlama, zekâsından beklenen oranda kendini ifade etme gibi durumlarda zorlanırlar.

22. Bu çocukların daha iyi yapacağı şeyler nelerdir?

Genellikle; ezberleme, görsel-mekânsal bellek gerektiren işler; bazı çocuklar, erken yaşta okuma-yazma, belli teknik-kategorik alanlarda üstün yeteneklilik, sosyal ilişki gerektirmeyen bazı alanlarda (ör, elektronik aletler, bilgisayar vs.) başarı gösterirler.

23. Nasıl tedavi edilir?

(1) Özel eğitim;

(2) Eğitimi kolaylaştırıcı, destekleyici ilaç tedavisi (Ör, Risperdal, Ritalin gibi);

(3) Ek problemlere yönelik ilaç tedavisi (Ör, Prozac, Depakin, gibi);

(4) Fiziksel eğitim (uğraş terapisi);

(5). Davranışçı terapi

24. İlaç mutlaka gerekli mi?

Tüm diğer tıbbi bozukluklarda olduğu gibi, akılcı ilaç kullanımında risk/yarar oranının bu bozukluklarda da gözetilmesi uygundur. Dikkat, bilişsel işlevler, davranış problemleri, takıntılar, keyifsizlik ve benzeri pek çok alanda ilaç tedavilerinin etkileri kanıtlanmıştır. Ek problemlerin varlığında ilaç tedavisine daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Ek bir fayda beklenmediği ya da risklerin yüksek olduğu durumlarda ilaç tedavisi gerekmeyebilir.

25. Özel eğitim mutlaka gerekli mi?

Her çocuk ve her yaş grubunun farklı kısıtlılık ve ihtiyaçları vardır. Genel bir değerlendirme ve tedavi planı geliştirme amacıyla özel eğitim uzmanının değerlendirmesi gerekir. Bu tanı grubundaki bozuklukların tedavisi özel eğitimdir. İlaç tedavileri eğitimi kolaylaştırmaya ya da eşlik eden sorunları ortadan kaldırmaya yöneliktir.

26. Hangi tedaviden en çok fayda görülür?

İlaç tedavileri ve/veya özel eğitimin diğer tedavilere üstünlüğü bilinmektedir. Bunların yanı sıra diğer tedavilerden (fiziksel eğitim, davranış tedavileri) de yarar sağlanabilir.

27. Tedaviden neler beklemeliyim?

(1)Sosyalleşmede düzelme/artış

(2) Dikkat fonksiyonlarında iyileşme

(3) Bilişsel işlevlerde gelişme

(4) Davranım problemlerinde azalma

(5) Dil becerilerinde artma

(6) Takıntılarda azalma

(7) Motor becerilerde artış

(8) Kendini ifade etme becerilerinde artış

28. Tedavinin etkili olacağını önceden gösteren belirteçler var mı?

(1) Erken tanı ve tedavi;

(2) Dil ve iletişim becerilerindeki gelişimsel düzeyin yüksek olması;

(3) Mental retardasyon (zihinsel gerilik) olmaması;

(4) Ek problemlerin az olması ya da bulunmaması;

(5) Yaygın gelişimsel bozukluk tipi gibi faktörler sayılabilir. Bu konuda yeterli sayıda bilimsel veri bulunmamaktadır.

29. Başka alternatif tedaviler işe yarar mı?

Diyet tedavisi; yunuslarla eğitim, at binme tedavisi, magnezyum, diğer eser element ve vitaminler, biyo-feedback vs. gibi alternatif yöntemlerin etkinliği bilimsel olarak gösterilememiştir

30. Nasıl yaklaşmalıyım? Ben ne yapabilirim?Problemin doğasını anlayarak, çocuğunuza uygun hedef, yöntem ve beklentileri doktorunuz ve özel eğitimcinizin işbirliğinde şekillendirmek; Eğitim yöntemlerini mümkün olduğunca düzenli ve sık olarak özel eğitim seansları dışında da uygulamak; Sosyalleşmesini artırıcı önlemler almak (ör, yuva); Çevresini imajinasyonu (soyut algı) artırıcı uyaranlarla zenginleştirmek; Sosyal iletişimi kısıtlayıcı, tekdüze uyaranları kısıtlamak (ör, televizyon); İşaret dilini kullanmayı teşvik etmek

31. Başka problemler gelecekte eklenir mi?

Epilepsi gelişme riski özellikle ergenlik çağında artmaktadır (%25). Duygudurum bozuklukları ve bazı psikotik bozukluk sıklığı artabilmektedir. Bu konuda yeterli sayıda çalışma yoktur.

32. Başka çocuk yaparsak aynı durumla karşılaşır mıyız?

Geniş anlamıyla yaygın gelişimsel bozukluk tanısına kardeşlerde rastlama oranı %2-4’dür. Kardeşinde “otizm” gelişme ihtimali yaklaşık %1’dir. Vakanın şikâyetlerinin ağırlığı arttıkça kardeşinde de benzer bozukluk görülme olasılığı artmaktadır

Öğrenme Güçlüğü - 31 Aralık 2016 Cumartesi

Özel öğrenme güçlüğü, bir çocuğun zekası normal yada normalin üstünde olmasına rağmen dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade etme, okuma-yazma veya matematik becerilerinde yaşıtlarına ve zekasına oranla düşük başarı göstermesidir.

öğrenme Güçlüğü

Öğrenme ve algılama sorunu çocuğun doğumu ile başlar. Eğitim süreci içinde edinilemez. Yaşam boyu süren bir bozukluktur. Dil gelişimi ve kullanımı, konuşma, okuma-yazma, matematik becerilerini etkileyen bir sorun olduğu için, bireyin eğitimini, mesleğini, sosyal ilişkilerini, günlük aktivitelerini, benlik saygısını etkiler.

Çocuğun zihinsel yeteneği olmasına rağmen, akademik açıdan gerilik göstermesi, öğrenme güçlüğü nün en çarpıcı özelliğidir. Birçok çocuk için öğrenme güçlüğü okula başladıklarında ve akademik beceriler kazanmakta başarısız olduklarında göze çarpar

Özel öğrenme bozuklukları ( öğrenme Güçlüğü )

 

– Beyindeki bazı farklılıklar nedeniyle öğrenme süreçlerinden bir veya bir kaçında aksama olmasıyla ortaya çıkar.

– Her çocuğun iyi olduğu yada zorlandığı alanlar vardır.

– Her çocuk kendine özgüdür.

– Görme işitme sorununa bağlı değildir.

 

Öğrenme Güçlüğü Görülme Sıklığı

Farklı tanı ölçütleri nedeniyle çeşitli ülkelerde bildirilen oranlar çok farklıdır. (% 1-30) Erkeklerde daha sık görülmektedir. Literatürde çin % 1, Venezüella % 3,3 olarak belirtilmektedir.

Nedenleri: Kesin olarak nedeni bilinmemekle birlikte; olası nedenler:

 

1- Genetik Etmenler:

Bazı araştırmalara göre öğrenme yetersizliği olan çocukların % 25-60’nda sorunun genetik olduğu bildirilmiştir. özel öğrenme güçlüğü olan çocukların anne babalarında benzer sorunlar olma olasılığı normal populasyondan 5-12 kat fazla, ikizlerde özel öğrenme güçlügü olma ihtimali yüksek (bir çocukta varsa diğerinde olma olasılığı yüksek) kardeşlerde benzer sorunların olma olasılığı yüksektir.

2- Beyin Hasarı:

Hafif düzeyde hasarın öğrenme bozukluğuna, gelişimsel sapmaya, hiperaktiviteye neden olabileceği ileri sürülmektedir.

3- Nörolojik Fonksiyonlarda Bozukluk:

öğrenme için gerekli olan aşamalardaki bozukluklar

a) Input (Girdi): Gelen bilgilerin duyu organlarıyla beyine girmesi, algılanmasıdır. Bu aşamada bozukluktaki kişi harfleri ters algılayabilir. örneğin: b’yi d, 6’yi 9, u’yu n gibi yada ‘çok’ yerine ‘koç’, ‘ev’ yerine ‘ve’, seslerde f-v, b-m karıştırma, sağ-sol karistirma gibi.

b) İşlem: Gelen bilginin kaydedilip, organize edilmesi, anlaşılması, yorumlanmasıdır. Bu alanda sorun olması günlerin, ayların, alfabedeki harflerin yelerinin karıştırılması gibi sorunlar yaşanabilir.

c) Bellek: Anlaşılan bilgilerin tekrar kullanılmak üzere depolanmasıdır. öğrenme bozukluklarında daha çok kısa süreli bellek sorunları görülür.

d) çıkış : Beynin bilgiyi vücuda göndermesi, öğrenmedir. Bozukluğu olan çocuk kendini ifade ederken, okurken, yazı yazarken, ip atlarken güçlükler yaşar.

4- öğrenme Güçlüğü Belirtileri:

Okul öncesi dönem belirtileri :

-Dil gelişiminde gecikmeler, konuşma bozukluğu (yanlış telaffuz, kelime dağarcığının yavaş gelişmesi…vb.)

-Zayıf algısal- bilişsel yetenekler

-Zayıf kavram gelişimi

– Yetersiz motor gelişim (öz bakım becerilerinde güçlük, sakarlık, çizim becerilerinde sorun

– Bellek ve dikkat problemi (sayıları, alfabeyi, haftanın günlerini öğrenmede güçlük)

 

Okul dönemine ilişkin belirtiler :

– Akademik başarı, okul başarısı yaşıtlarına ve zekasına oranla düşüktür. Bazı derslerde başarısı normal yada normal üstü iken bazı derslerde düşüktür.

– Okuma becerisi , okuma hız ve niteliği açısından yaşıtlarından geridir. Harf-ses uyumu gelişmemiştir. Bazı harfleri seslerini öğrenemez harfin şekli ile sesini birleştiremez.

– Yazma Becerisi , yaşıtlarına oranla el yazısı okunaksız ve çirkindir, sınıf düzeyine göre yazı yazması yavaştır, yazarken bazı harf ve sayıları, kelimeleri ters yazar, karıştırır b-d, m-n, i-i, 2-5, d-t, g-g, g-y, ve-ev gibi , yazarken bazı harfleri, heceleri atlar yada harf/hece ekler, sınıf düzeyine göre yazili imla ve noktalama hataları yapar. Küçük- büyük harf, noktalama, hece bölme hataları, yazarken kelimeler arasına hiç bosluk bırakmaz yada bir kelimeyi iki-üç parçaya bölerek yazar. örneğin (Ka lem), (ya pa bil mek) gibi.

– Aritmetik Beceriler , aritmetikte zorlanır, dört işlemi yaparken yavaştır, parmak sayar,yanlış yapar, problemi çözüme götürecek işleme karar veremez, sayı kavramını anlamakta güçlük çeker, bazı aritmetik sembolleri öğrenmekte zorlanır, karıştırır, sınıf düzeyine göre çarpım tablosunu öğrenmekte geridir.

– çalışma Alışkanlığı , ev ödevlerini almaz, eksik alır, ev ödevlerini yaparken yavaş ve verimsizdir, ders çalışırken yavaş ve verimsizdir, ders çalışırken sık sık ara verir, çabuk sıkılır.

– Organize Olma Becerisi , odası, çantası, eşyaları ve giysileri dağınıktır. Defter ve kitaplarını kötü kullanır ve yırtar, yazarken gereksiz satır atlar, boşluk bırakır, sayfanın belirli bir kısmını kullanmaz, zamanını ayarlamakta güçlük çeker, düşüncelerini organize edemez.

– Oryantasyon (yönetim) becerileri, sağ- sol karıştırır, yönünü bulmakta zorlanır, doğu-batı, kuzey-güney kavramlarını karıştırır. Alt-üst, ön-arka kavramlarını karıştırır, zamana ilişkin kavramları (dün-bugün önce-sonra gibi) karıştırır. Gün ay, yıl, mevsim kavramlarını karıştırır. Saati öğrenmekte zorlanır.

– Sıraya koyma becerisi , haftanın günlerini, ayları, mevsimleri doğru saysa bile aradan sorulduğunda (*****adan önce hangi gün gelir, marttan sonra hangi ay gelir, haftanın dördüncü günü hangisidir gibi) yanıtlamakta zorluk çeker, yada yanlış yanıtlar.

– Sözel ifade becerisi , duygu ve düşüncelerini sözel olarak ifade etmekte zorlanır. Serbest konuşurken düzgün cümleler kuramaz, heyecanlanır, takılır, şaşırır, sınıfta sözel katılımı azdır, bazı harflerin seslerini doğru olarak telaffuz edemez.

– Motor Beceriler, Top yakalama, ip atlama gibi hareket ve oyunlarda yaşıtlarına oranla başarısızdır. Sakardır, düşer, yaralanır, istemeden bir şeyler kırar. çatal-kaşık kullanmakta, ayakkabı-kravat bağlamakta zorlanır, ince motor becerilere dayalı işlerde (düğme ilikleme, makas kullanma, boncuk dizme gibi) zorluk çeker).

5- Eğitimlerinde nelere dikkat edilmelidir ?

özgül öğrenme güçlüğü nün tedavisi EĞİTİMDİR. Bu eğitim okulda verilen eğitimden farklıdır. çocuk normal bir okulda eğitimine devam ederken bireysel yada gurup halinde özel bir eğitime alınır.

Eğitimlerinde görsel, işitsel, dokunma ve kinestetik algının geliştirilmesini, dikkat ve bellek, ardışıklık yeteneklerinin arttırılmasını, motor koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini içermektedir. Ayrıca dinleme, konuşma, okuma-yazma (dil) becerilerinin geliştirilmesi, kavram ve düşünme süreçlerinin gelişiminin desteklenmesinin bu süreç eğitimi içerisinde yer almaktadır.

özgül öğrenme güçlüğünü ortadan kaldıracak bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak bu sorunun yanı sıra dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, depresyon, kaygı bozukluğu gibi başka psikiyatrik bozukluklar eşlik ediyorsa bunların ilaçla tedavisi düşünülmelidir.

 

7- öğrenme bozukluğu olan çocukların en sık görülen özellikleri

– Zeka düzeyi

– Aktivite düzeyi

– Dikkat sorunları

– Koordinasyon sorunu

– Görsel algı sorunları

– Görsel figür-zemin ayırt etmede güçlük çekerler.

– İşitsel algı sorunları (işitsel figür- zemin ayırt etme zorluğu vardır. TV izlerken kapı zilini duymamak gibi.

– İşitsel hafızaları zayıftır.

– Dil problemleri

– Organizasyon bozukluğu

– Oryantasyon sorunları

– Zaman sorunu

– Sosyal-duygusal davranış sorunları

– Akademik beceri bozuklukları

 

öğrenme bozukluğu olan çocuk ve gençler bu özelliklerin tümünü taşımayabilirler. Her biri farklı sayıda, farklı yoğunlukta bu belirtileri gösterirler.

 

Geç ve Güç öğrenme

öğrenme güçlüğü dinleme, anlama, konuşma, okuma-yazma, matematiksel yeteneklerin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli derecede akranlarına göre gerilik gösterme durumudur.

 

özellikleri :

1. Başarısızlık.

2. Merkezi sinir sisteminde bir problem nedeniyle oluşabilmektedir.

3. Psikolojik süreçleri olumsuz etkileyebilir.

4. Yaşamın herhangi bir döneminde meydana gelebilir.

5. Konuşma dili problemleri görülebilir.

 

Eğitim ve Sonrası : Zihinsel özürlüleri normallerden ayıran en belirgin özelliği öğrenme yeterliliklerindeki geriliktir. Zihinsel özürlülük arttıkça öğrenmede bir başkasının yardımına gereksinim duyarlar. Bunun yanında normal bireylerin kendiliğinden öğrendikleri pek çok şeyi öğrenmede güçlük çekerler. Bu yüzden zihinsel özürlü çocuğun sistematik eğitim alması gerekmektedir. Amaç, zihinsel özürlü bireylerin sistematik eğitim alma şansını artırmaktır”

Zihinsel Engelli Bireyler Destek Eğitim - 31 Aralık 2016 Cumartesi

Zeka; doğuştan var olan ve hayat boyunca deneyimlerle gelişen problem çözme gücüdür. Bu güçle insan kendisini ve çevresini anlar, olayları muhakeme eder, sonuçlar çıkarır ve uyumla hayatını devam ettirir. Zihinsel Engellilik; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişimsel dönemde ortaya çıkan, uyumlu davranışlarda görülen yetersizliğe ilaveten dikkat, algılama, bellek ve muhakeme gibi genel zeka fonksiyonları açısından normalin altında olma durumudur. Zihinsel engelli bireyler kişisel bakım, çevreye uyum
dil, iletişim ve duyusal motor becerilerinde yaşıtlarına göre geç ve yavaş gelişirler.

DSM-IV (American Psychatric Association)’e göre zeka geriliği (mental retardasyon) tanısının konulabilmesi için şu üç temel özelliğin olması gerekir:

  • Genel zeka işlevinin belirgin derecede ortalamanın altında olması.
  • Yaşadığı toplumdaki kendi yaş grubu ile kıyaslandığında toplumsal beceriler, sorumluluk, iletişim kurma, günlük beceriler ve kendi kendine yeterlilik gibi alanlarda geriliğin olması.
  • 18 yaşından önce başlaması.

 

Zihinsel Engelliğin Sebepleri Nelerdir?

Hafif derecede zihinsel engelli bireylerin pek çoğunda (tüm zihinsel engellilerin yaklaşık %90’ını oluşturur), belirgin bir biyolojik nedene rastlanmadığı için, nedenlerinin belirlenmesi çoğu zaman güç olmaktadır. Ancak orta ve ağır derecede zihinsel engelliliğe genellikle biyolojik etkenlerin neden olduğu saptanmıştır. Genel olarak bilinen nedenler üç ana başlık altında toplanabilir:

Doğum Öncesi Oluşan Nedenler:

  • Annenin yaşı
  • Annenin beslenmesi (yeterince iyot alamamak ya da yetersiz beslenme)
  • Hamilelik döneminde kullanılan ilaçlar
  • Radyasyona maruz kalma
  • İçki, sigara, uyuşturucu gibi alışkanlıklar
  • Psikolojik sorunlar
  • Akraba evliliği
  • Annenin hamilelik döneminde geçirdiği hastalıklar (Rubella-kızamıkçık,   frengi, toksoplazma gibi)
  • Zehirlenmeler, Kazalar, travmalar
  • Anne-çocuk arasındaki kan uyuşmazlığı
  • Kalıtsal kökenli metabolizma bozuklukları olan galaktoz, fenilketonori ve bazı beyin hastalıkları, kromozom yapısındaki bozukluklar.

Doğum Sırası Oluşan Nedenler: 

  • Erken veya geç doğum
  • Kordon dolanması
  • Güç ve riskli doğum
  • Vakum-forseps gibi aletlerin özellikle uzman olmayan kişilerce kullanılması
  • Doğumun hijyenik olmayan ortamlarda yapılması

Doğum Sonrasında Oluşan Nedenler:

  • Çocuğun geçirdiği hastalıklar (menenjit, beyin iltihabı),
  • Zehirlenmeler
  • Hastalıklarda yanlış ve geç müdahale
  • Beslenme bozuklukları (yetersiz ve dengesiz beslenme)
  • Kazalar, travmalar ve yetersiz çevre koşulları v.s.

Zihinsel Engellilik Nasıl Sınıflandırılır?
Zihinsel engellilik zeka yaşı bölümlerine göre birbirinden ayrılmaya çalışan bir gruptur. Bir kişinin geri olmasını yani farklı olmasını sadece zeka yaşı bölümü ile açıklamak kolay değildir. Zihinsel engelli bireylerin aile, çevre ile olan ilişkileri, zeka yaşı bölümleri, kendi kurdukları dünyaları, etkilendikleri olaylar, algıları, korkuları, sevinçleri birbirinden farklı olması nedeniyle tek bir tipte zihinsel engelden ya da engelli birey tipinden bahsetmek çok güçtür. Ancak zihinsel engelli bireylerin gereksinimlerini belirleyebilmek amacıyla, zihinsel engelli bireyler ağırlık derecelerine göre genellikle iki farklı yaklaşımla sınıflandırılmaktadırlar. Bunlardan biri psikolojik tanılama yaklaşımı, diğeri de eğitsel tanılama yaklaşımıdır.

IQ Psikolojik Tanı Eğitsel Tanı
70-55 Hafif Eğitilebilir
55-35 Orta Öğretilebilir
35-25 Ağır Bağımlı
25-Altı Çok Ağır Tam Bağımlı

AAMR (American Association on Mental Retardation) tarafından zihinsel engelli gruplarının, yetişkinlik çağında (15 yaş ve yukarısı) ulaşabilecekleri en üst beceri düzeyleri belirlenmiştir. Ancak zihinsel engellilerin bu davranış düzeylerine ulaşabilmeleri doğuştan getirdikleri kalıtsal özelliklere, en önemli bir faktör olarak da sağlanan eğitim ve çevre olanaklarına bağlı olmaktadır. Bu sebeplere bağlı olarak da zihinsel engelliler kendi içlerinde oldukça önemli bireysel farklılıklar gösterirler.

Ağır Derecede (Bağımlı) Zihinsel Engelliler 

Sürekli gözetim ve bakıma ihtiyaçları vardır. Özel eğitim olanaklarından yararlanarak:

  • Kaşık ve çatal kullanarak yemek yiyebilirler, giysilerini giyebilirler. Tuvaletlerini kendi başlarına yapabilirler.
  • Sosyal ilişkiye girerek arkadaşlıklar kurabilirler.
  • Konuşması anlaşılır, işaretleri ve sözcükleri tanıyabilirler.

Çok Ağır Derecede (Tam Bağımlı) Zihinsel Engelliler 

Yaşamları boyunca özel bakıma ihtiyaç duyarlar. İkinci bir özre sahip olma olasılıkları diğer gruplara göre daha yüksektir.

  • Dökerek de olsa çatal kaşık kullanabilirler, basit giysileri giyebilirler.
  • Tuvaletlerini yapmayı kısmen öğrenebilirler ancak tuvalet eğitimini yaşıtlarından geç kazanırlar. Temizlik alışkanlıkları denetim ve gözetim gerektirir.
  • Karmaşık yönergeleri takip edemezler. Sınırlı sayıda sözcük kullanabilirler, basit dilbilgisi kurallarını öğrenebilirler.

Hafif Derecede (Eğitilebilir) Zihinsel Engelliler

Bu gruba giren zihinsel engellilerin normal çocuklardan görünürde hiçbir farkı yoktur. Bu nedenle okula başlamadan önce anne,baba veya çevre tarafından fark edilmeyebilirler.

  • Hafif derecede zihinsel engelliler özbakım becerilerini öğrenebilir, kendi bakımlarını yapabilirler ancak zaman zaman bazı sağlık kurallarının hatırlatılmasına gereksinim duyabilirler.
  • Yaşadıkları kentte kolaylıkla bir yerden diğer bir yere gidebilirler.
  • Bisiklet, paten gibi eşgüdüm içeren araçları kullanabilirler.
  • Temel gramer kurallarına uygun konuşabilirler, birleşik sözel kavramlarla iletişimde bulunabilirler, günlük konuşmaların üstesinden gelebilirler ancak soyut ve felsefi kavramları tartışamazlar.
  • Okuma-yazma, matematik gibi becerileri öğrenebilirler.
  • Telefonu ve yazılı iletişim araçlarını kullanabilirler ancak anlatımları basittir, soyut ya da önemli günlük olayları yazamazlar.
  • Başkalarıyla yarışma ve işbirliği ilişkilerinde bulunurlar, sosyal ve yaratıcı etkinliklere sınırlı da olsa katılırlar. Ancak karmaşık planlama, dikkat ve düzenleme gerektiren etkinlikleri sürdüremezler.
  • İçinde bulunduğu etkinliği başlatabilir, en az 15-20 dakika dikkatini sürdürebilir.
  • Kendi hayatlarını kazanabilecek karmaşık beceri gerektirmeyen işlerde çalışabilirler, yetişkinlikte kısmen ya da tamamiyle yaşamlarını sürdürebilecek iş becerisi edinebilirler.
  • Kendi başlarına alışveriş yapabilirler, para değişimini doğru olarak yapabilirler ancak parayı ekonomik olarak kullanmada yardıma gereksinim duyarlar.
  • Basit yemekleri ve günlük ev işlerini yapabilirler (temizlik, toz alma, çamaşır ve bulaşık yıkama vs.).

Orta Derecede (Öğretilebilir) Zihinsel Engelliler

Çok yaygın ve ağır derecede olmamakla birlikte sıklıkla bedensel özür de gösterirler. Özel eğitim olanaklarından yararlanarak:

  • Yardımsız yemek yiyebilirler, banyo yapabilirler ve giyinebilirler; uygun giysi seçebilirler. Çamaşırlarını yıkayabilirler, ütüleyebilirler ve koruyabilirler.
  • Kendisi ve başkaları için kolay yiyecekler hazırlayabilirler.
  • Vücudunu yeterince kontrol edebilirler; kaba ve ince kas eşgüdümü iyidir.
  • Basit düzeyde söyleşide bulunabilirler, birleşik cümle kurabilirler. Sözcükleri tanıyıp cümleleri, reklam spotlarını, işaretleri ve anlamlı basit metinleri okuyabilirler. Ancak yazılı iletişimi başaramazlar, uzun ve karmaşık sözel iletişimi sürdüremezler.
  • Paranın değerinin farkına varabilirler ancak paranın nasıl kullanılacağı konusunda yardıma ihtiyaçları vardır.
  • Yazılı notla alışverişe gidebilirler ancak bağımsız alışveriş yapamazlar. Tek başlarına bir yerden bir yere gidemezler.

İşitme Engelli Eğitimi - 31 Aralık 2016 Cumartesi

İşitme Kaybı Derecesine Göre Uygulanan Eğitim Programları

Çocukların işitme kaybı dereceleri arttıkça kullanılan iletişim modelleri ve eğitim teknikleri farklılık gösterir.

• Orta derecede kaybı olan bir çocuk işittiğini anlama, kelime hazinesi ve lisan gelişimi, konuşma bozukluğu terapisi ve/veya okuma becerilerini destekleyici eğitim almalıdır. Okul öğretmeninin de programa dahil edilmesi gereklidir.

İleri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan çocuk, tüm lisan alanlarında ve okul yaşantısında özel eğitim programlarına ihtiyaç duyar. İşitme cihazının erken dönemde kullanılmaya başlanması özellikle bu kayba sahip olan çocukların işiterek ve konuşarak (işitsel-sözel yöntem) normal lisan gelişimini yakalamayı amaçlayan programları takip etmeleri mümkün olmaktadır. Ancak, işitme kaybı 80-90 dB’e yaklaştıkça işitsel-sözel yönteme işaret lisanı yönteminin de eklenmesi (total iletişim) gerekebilir.

İşitme Kaybının Teşhisine Ailenin Verdiği Tepkiler

Çocuğunuzun işitme kaybı olduğunu öğrendiğiniz zaman karmaşık duygular yaşayabilirsiniz. Üzülebilir, korkabilir, suçluluk hissedebilir ya da en azından sadece işitme kaybı olduğu için daha rahat hissedebilirsiniz. Bu duyguları yaşamanız son derece normaldir.

Bir çok anne ve baba, çocuğunun işitme engelli olmasından dolayı uzun süre üzüntü ve çaresizlik yaşar. Önemli olan, çocuğunuza ve size hizmet verebilecek olan uzmanların varlığından haberdar olmanız ve bir an önce bu uzmanlarla iletişim kurarak, çocuğunuzun eğitimi ve gelişimi için gereken desteği almak için harekete geçmenizdir.

Uzmanlar tarafından verilen erken eğitim, çocuğunuzun dinleme becerilerini geliştirecek, sizinle daha rahat iletişim kurmasını sağlayacaktır. Eğitimi süresince çocuğunuzda kaydedilecek gelişme, sizin de yaşadığınız olumsuz duyguları ve stresi azaltacaktır.

Unutmamanız gereken nokta, uzmanların, çocuğunuz ve sizin için çalıştıklarıdır. Çocuğunuzun işitme engeline bağlı her türlü probleminizde size yardımcı olacak kişiler de yine bu uzmanlar olacaktır. Uzmanlar sizi dinleyecek, destek olacak ve çözüm yolları üreteceklerdir.

Anne-Baba Ve Çocuk İletişimi

Çocuğunuz ile iletişim kurarken, bazen beklediğiniz tepkileri alamamanız normaldir. Çocuğunuzun bazı durumlarda size bakmaması, ses çıkarmaması ya da buna benzer tepkileri vermemesi beklenen bir durumdur. Önemli olan, bu durumların sizin çocuğunuzla olan iletişiminizi azaltmamasıdır. Çocuğunuz ilk dönemlerde, her ne kadar beklediğiniz tepkileri veremese de, sizinle iletişime açıktır. Çocuğunuzla iletişim kurmaktan vazgeçmeyin. Göz kontağı kurun, ona dokunun ve dikkatini kendinize yönlendirmeye çalışın. Çocuğunuz size bakarken ona gülümseyin, yanağına dokunun, onun ilgisini çekmeye çalışın. Yüzünüzle yapacağınız komik ifadeler onun ilgisini çekecek ve size tepki vermesini sağlayacaktır.

Çocuğunuz ile iletişim kurmakta güçlük yaşarsanız, aşağıda maddeler halinde belirtilen şekillerde, çocuğunuzla iletişim kurmayı deneyin. Çocukların anne ve babalarıyla iletişime açık olduklarını unutmayın. Uygun şekilde yaklaştığınız zaman, çocuğunuz beklediğiniz şekilde sizinle iletişime geçmeye çalışacaktır:

• Çocuğun dikkatini çekmek için el ve ayaklarına dokunun, okşayın, gıdıklayın, hareket ettirin.

• Göz temasını kurana kadar bekleyip, ondan sonra tepki verin.

• Çocuğun yüzünü, annenin yüzünü görebileceği bir pozisyonda tutun.

• Çocuğun görsel alanı içinde ya da bebeğin ilgilendiği nesneye yönelik konuşun.

• Pozitif ve ilginç yüz ifadeleri yapın.

• Çocuğun ilgilenebileceği nesnelere dikkatini çekin.

• Uzun ve karmaşık cümleler yerine, kısa ve basit mesajlar içeren ifadeler kullanın.

• Bir nesneyi göstermeden önce ve gösterdikten sonra nesnenin adını ifade edin.

Çocuğunuzla iletişim kurarken dikkat etmeniz gereken en önemli nokta; çocuğunuz size bakarken onunla konuşmanızdır. Çocuğunuz başka bir kişiye ya da nesneye bakarken onunla konuşmanız, çocuğunuzun dikkatini çekmeyebilir. Çocuğunuz size yönelene kadar bekleyin ve göz kontağı kurduktan sonra iletişime geçin. Bu çok etkili bir yöntemdir. Özellikle çocuğunuzun konuşmaya başladığı dönemlerde, belirli kelimeleri öğrenmesi için de oldukça faydalı olacaktır. Bu şekilde iletişim kurarken 3 temel adım izleyebilirsiniz

• Çocuğunuzun göz hizasını takip edin,

• İletişime geçmeden önce çocuğunuzun size baktığından emin olun

• Çocuğunuzun ilgili olduğu olay veya nesneye yönelik konuşarak tepki verin.

İşitme Kayıplı Çocuğun Bulunduğu Ortamın Düzenlenmesi

Çocuğunuzun içinde bulunduğu ortamda bazı özel düzenlemelerin yapılması, onun gelişimi için oldukça faydalı olacaktır. Bu sebeple öncelikle, çocuğunuzun bulunduğu ortamda, resimler, baskılar, posterler, kitaplar, çizimler, fotoğraflar gibi malzemeler olmalıdır. Çocuğunuza sağlayacağınız bu zengin çevre, onun oyun aracılığıyla çok daha rahat, hızlı ve kalıcı bir şekilde öğrenmesini sağlayacaktır.

Çocuğunuzun etrafında bulunan yetişkinlerin onunla sık ve uygun şekilde iletişim kurması, çocuğunuzun onları örnek alarak benzer şekilde iletişim kurmaya çalışmasını sağlayacaktır. Unutmamalısınız ki, çocuklarınız gelişimleri süresince, çevrelerindeki yetişkinlerin davranışlarını kendilerine örnek alırlar. Sizler ne kadar uygun iletişim davranışları gösterirseniz, çocuğunuz da o derece uygun iletişim davranışları sergileyecektir.

İşitme Kayıplı Çocuğun Dinleme Becerisini Geliştirmek İçin Temel Kurallar

• Sesleri fark ettiğiniz anda onun da fark etmesini sağlayın.

• Gözlerinizi iyice açarak kulağınıza dokunun ve ”Sesi duydun mu?” sorusunu yöneltin.

• Ses ve ses kaynağını eşleştirin (örn: köpek ve hav hav sesi)

• Sese karşı herhangi bir tepki verdiğinde onu ödüllendirin.

• Çocuğunuz için eğlenceli olacak dinleme alışkanlıkları geliştirin.

İşitme Kaybı Olan Çocuğun Konuşma Gelişimini Desteklemek İçin Öneriler

1. Çocuğunuzun dikkatini çekmek için;

• Çocuğunuzun boy seviyesine inerek yüzünüze bakmasını, dudak hareketlerinizi ve mimiklerinizi takip etmenizi sağlayın.

• Normal bir ses tonu ile konuşun. Dudaklarınızı abartmayın.

• Sesiniz ve konuşma şekliniz eğlendirici olsun.

• Çocuğunuzun her zaman aktif katılımı sağlayın. Unutmayın ki lisan yaşanırken öğrenilir.

2. Anne ve babanın konuşmalarında uyması gerekli kurallar;

• Yaşadığınız an ve bulunduğunuz mekan hakkında konuşun.

• Çocuk merkezli konuşun, onun ilgisini çeken konuları saptayın.

• Basit ve kısa cümleler kullanın.

• Açık konuşun.

• Çocuğunuza yönelik konuşun.

• Her şeyin adını kullanın.

• Çocuğunuzun duygularını ve düşüncelerini tahmin ederek ona ifade edin.

• Çocuğunuzun yanıtlaması için fırsat verin.

• Anlaşılıncaya kadar mesajı tekrarlayın.

• Konuşurken kullanacağınız tek kelimeyi cümleye dönüştürün (cümle içinde kullanın).

3- Anne ve babanın işitme kayıplı çocuğu ile konuşurken dikkat etmesi gereken konular;

• Çocuğunuzu konuşması için cesaretlendirin, ona şans tanıyın. İyi bir dinleyici olmayı deneyin.

• Konuştuğu zaman ona karşılık verin.

• Söyleyemediği kelime ya da ifadeleri tamamlayın.

• Kelimeleri tekrarlayarak cümle içinde kullanın.

• Yeni kelimeler kullanarak kelime hazinesini geliştirin.

• Yanlış ifadeler kullandığında bunu tekrarlayarak düzeltin

• Çocuğunuz bir fikrini ifade ettiğinde daha fazla bilgi ekleyerek düşüncesini geliştirin.

İşitme Engelli Çocukların Eğitiminde Okul Seçimi

Bu çocuklar için okul seçimi yapılırken takvim yaşı ve konuşma ve lisan yaşı arasındaki farklılık göz önünde bulundurulur. Önemli olan çocuğun takvim yaşının okul çağı seviyesine gelmesi değil, lisan ve konuşma yaşının okul yaşantısını sürdürebilecek durumda olmasıdır. Bu nedenle, okul seçimi yapılırken çocuğun zihinsel, duygusal, lisan ve konuşma gelişimi değerlendirilir. Ayrıca, ailenin eğitime katılımı ve desteği de okul seçimini etkiler. Bu kriterlere uygun olan çocuklar, özel eğitim ve danışmanlık programlarında ve normal işiten çocukların eğitim aldıkları okullarda eğitim yaşantılarını sürdürebilirler.

Görme Engelli Eğitim - 31 Aralık 2016 Cumartesi

Görme engeli; hayatın çeşitli dönemlerinde geçirilen hastalık, kaza vb. sebepler ile veya doğuştan getirilen özellikler ile olabildiği gibi doğum anındaki komplikasyonlar sonucu da olabilmektedir. Böylece, doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası olarak meydana gelen görme engellilerin eğitimleri; program, personel, eğitim ortamları ve araç-gereç yönünden genel eğitimden farklılıklar göstermektedir. Özellikle Braille (kabartma) yazılı materyallerin okunması görme engellilerin eğitim-öğretim çalışmalarında önemli bir yer tutmaktadır.
Görme engelli bireylerin çevrelerini algılamaları ve bilgi toplamaları sağlam kalan duyularına dayalı olmaktadır. Görme engelli bireyler dokunma duyularından geniş ölçüde yararlanmaktadırlar. Bu duyunun kullanılması ise bu bireylere uygun özel eğitim yöntemlerine dayalı olarak kazandırılması gerekmektedir. Görme engelli bireylerin çevreyi ve çevredeki uyaranları algılamada önemli olan bir diğer duyum organları işitmedir. İşitme duyusu bu bireylerin sosyal ilişkilerini sürdürmede önemlidir. Ancak çevrede sürekli olarak sesli uyaranları bulmak her zaman mümkün değildir. O halde görme engelli bireylere götürülecek yaşantılarda sesli uyaranlara da yer vermek gerekmektedir. İnsanlarla iletişim kurmada kullanılan konuşma becerisine sahip olmaları da görme engelliler için bir avantaj gibi görülebilir.
Görme engelli bireyler, tüm diğer engellilerde olduğu gibi bazen engellerinden bazen de toplumun anlayışsız tavrından dolayı engellerini daha fazla hissetmekte ve olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu olumsuz etkilenmeyi en aza indirgemek veya bunlarla başedebilme becerisini kazandırmak için küçük yaştan itibaren eğitime alınmaları gelişimleri açısından önemlidir.
Görme engeli doğal olarak bağımsız hareketi kısıtlamaktadır. Bunun gözönünde tutularak, eğitim programlarında yoğun olarak işlenmesi ve mümkün olduğunca erken yaşlarda başlanması gerekmektedir.
•   Kavramsal gelişimde ya da bilişsel yeteneklerde gecikme gözlenebilir.
•   Özellikle soyut düşünmeyi gerektiren becerilerde daha başarısız olabilirler.
•   Alan kavramını vermek güçtür. Alana ilişkin bilgiler daha çok dokunma duyumu aracılığıyla kazanılmaktadır.
•   Görme yetersizliğinden kaynaklanan eksiklikleri diğer duyu organlarını kullanarak telafi etmeye çalışırlar.
•   Dikkat yoğunlaştırma, ince ayrıntıları fark etme yetenekleri gelişmiştir.
•   Sosyal faaliyetlere ilgilidirler.
•   Müzikle yakından ilgilenirler.
•   Bedensel ve zihinsel gelişimlerinde farklılık yoktur.
•   Bağımsız hareket edebilme becerileri sınırlıdır.

AZ GÖRENLERDE OKUL ÖNCESİ VE OKUL EĞİTİMİ..

Genelde kör çocuklar, az gören çocuklara göre daha erken dönemde teşhis edilseler de ilk yaşam yıllarında gelişimlerine dönük fazla müdahale yapılmaz. Az görenlerde ise ilk yaşam yıllarında genelde görmenin artması beklendiğinden gelişim basamaklarının en önemli dönemi olan bu yıllar boşa geçer. Spastisite, zeka engeli gibi görme engeli yanında ikinci engeli olan çocuklarda aile çoğu zaman görmeyi ikinci plana iter. Yaşamın ilk 6 ayında görme engelli çocuklarda rehabilitasyonun amacı, fizik motor ve duyusal açıdan gelişimini en iyi şekilde tamamlamasını sağlamak, olan görmenin derecesine, işlevselliğine göre uygulanacak görsel stimülasyon çalışmalar ile özel eğitimciler ve psikologlarla görmesini en iyi şekilde kullanmasını öğreterek gören çocuklarla birlikte kaynaştırılmış eğitim ortamına hazırlamaktır.
Gelişmiş ülkelerde, körlerde dahil, az gören çocuklara uygulanan erken müdahale sonrasında körler okullarına giden çocuk sayısı azalmış, bu çocukların kaynaştırılmış eğitim programlarına girmeleri kolaylaşmıştır. Bu ülkelerde körler okuluna giden çocuklar, görme engeline ilave ikinci engeli olan veya rehabilitasyon sürecinden geçmemiş çocuklardır.
Erken müdahalede 0-6 yaş grubunda teşhise dayalı eğitim yöntemi ile çocuğun duyularını en iyi şekilde geliştirmesini sağlayan çalışmalar uygulanır. Çalışmalar sonrasında kendi meslek dalları açısından çocuğu inceleyen aile eğitimci ve sağlıkçılar biraraya gelerek en ince detayları değerlendirir ve çocuğun eğitim ortamına karar verirler. (Latin alfabesi mi, Braille alfabesi mi veya her ikisi mi?) Takım elemaları bu karara varırken aşağıdaki konularda bilgi toplarlar.
1.   Bilgi toplamada çocuk gözünü ne derece kullanıyor.
2.   Bilgi toplamada çocuk dokunma duyusunu ve diğer duyularını ne ölçüde kullanıyor.
3.   Baktığı cisimlerin büyüklükleri ve çalışma mesafesi,
4.   Gözün rahatsızlığının durumu ve seyri,
5.   Okuma ve yazmada görme bozukluğundan başka engel var mı?
Görme engelli çocuğun okulu ve eğitim ortamı seçilirken asla unutulmaması gereken husus, alınacak kararın hayati önem taşıdığı, bu nedenle en küçük detayların bile değerlendirilmesi gerektiğidir. İdeali çocuğun evine en yakın okula gitmesidir.
Gören çocukların eğitiminde kullanılan öğretici materyaller (cetvel, çeşitli modeller, yer küre, çizelgeler gibi) ve eğitim yöntemleri (göstererek ders verme, sözle yönlendirme gibi) görme engelliler için uygun olmayabilir. Bu nedenle kaynaştırılmış eğitim de görme engelli çocuklar özel eğitimciler, gezici öğretmenler ve özel eğitim araçlarıyla desteklenmelidirler.
Orta öğretimden sonra görme engelli çocuğun meslek seçimi için hangi tür eğitim alacağı önem kazanır.
Meslek lisesine gidecek çocuğun meslek seçimi için uygun özellikleri, o mesleğin eğiticisi ile birlikte, o meslek ortamında değerlendirilmelidir. Bu dönemde de aile-sağlıkçı-eğitimci işbirliği çok önemlidir. Çocuğun isteği ve kabiliyetleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Sonradan görme engelli olanların mesleki rehabilitasyonlarında görme derecesine göre optik ve elektronik sistemlerle görme desteklenerek ve işyerinde yapılacak uyarlamalarla kendi işine devamına çalışılır. Bilgisayar sistemlerindeki son zamanlardaki ilerlemeler sayesinde görme engellilerin çeşitli çalışma ortamlarında istihdamına yönelik imkanlar her geçen gün artmaktadır.