Duyu Bütünleme Terapi Nedir - 18 Temmuz 2018 Çarşamba

Dünyayı nasıl algıladığımıza ve nasıl davranacağımıza duyu bütünleme sürecimizin ardından  karar veririz.

 

Duyu bütünleme terapisi 1960 lı yıllarda Amerikalı doktor J.Ayres tarafından, University of Southern California 'da yapılan araştırma ve çalışmaların ardından  uygulamaya konulmuş, devam eden süreçte tün dünyada, çocuklar için, özellikle otizm başta olmak üzere birçok problemin çözümünde oldukça önemli bir terapi yöntemi olarak uygulanmaya başlanmıştır.

 

Duyu bütünleme terapisinde çocukların yaşadıkları duyusal tecrübelerin nörofizyolojik adaptasyonu ve çocuğun duruma uygun adaptif cevap açığa çıkarması sağlanır. Bu sayede çocuğun çevresiyle olan sosyal, duygusal ve fiziksel etkileşimine pozitif yansır.

 

Kişinin vücudu ve çevresinden aldığı duyu bilgileri beyinde bilginin kavranması, yorumlanması ve bütünleştirilmesi işlemlerinden geçerek, ortaya çıkan duysal bilginin kullanılarak organize bir cevap açığa çıkarılması sağlanır. Böylece çocuk dış dünyadan gelen duyu bilgilerine adapte olur.

 

Duyu bütünleme terapisi; direkt olarak çocuğun merkezi sinir sitemine etki ettiği için sinir sisteminin gelişimini sağlar.

 

Normal Duyusal Sistemimiz 7 bölümden oluşmaktadır;

Vestibuler Duyu (denge): İç kulakta yer alır. Yer çekimiyle bağlantılı olarak, vücudumuzun alan içerisinde nerede olduğunu, hızını, yönünü ve hareketini algılamamızı sağlar, bize bununla ilgili bilgi verir. Bu sistem vücudumuzu dengede tutmak ve vücudumuzun postürünü korumak için temeldir.

 

Proprioseptif Duyu (vücut farkındalığı): Kaslarda ve eklemlerde yer alır ve vücudumuzun nerede olduğunu söyler. Bununla birlikte vücut parçalarının nerede olduğu ve nasıl hareket ettiklerine ilişkin bilgi verir.

 

Tat Duyusu: Dildeki kimyasal alıcılar tarafından işlenir. Tatlı, ekşi, acı ve tuzlu gibi farklı tatları algılamamız sağlar.

 

Koku Duyusu: Burundaki kimyasal alıcıların işlemesiyle yakın çevremizdeki kokular hakkında bilgi verir.

 

Taktil Duyu (dokunma): Deride bulunur, vücudun en büyük organıdır. Dokunma, basınç ve ağrı seviyesiyle ilişkilidir ve bu suretle ısıyı (sıcak ve soğuğu) ayırt etmemize yardımcı olur. Dokunma sosyal gelişimin önemli bir parçasıdır. İçinde olduğumuz çevreyi ölçüp değerlendirmemize yardımcı olur ve buna uygun tepkiler geliştirmemizi sağlar.

 

Görme Duyusu: Gözün retina kısmında yer alır ve ışık ile aktif hale gelir. Görme duyumuz nesneleri, insanları, renkleri, zıtlıkları ve uzamsal sınırları tanımamıza yardımcı olur.

 

İşitme Duyusu: Havadaki ses dalgalarının, dış kulak yolu ile toplanarak, iç kulaktaki reseptörleri uyarması sonucu çevremizdeki sesleri algılar ve beyin sapında anlamlandırılır.

 

Terapideki hedef çocuğun her zaman mutlu, iletişime açık ve ortamdaki uyaranları rahatlıkla tolere edebilir halde olmasını sağlamaktır. Olumlu tecrübeler öğrenmeyi kolaylaştırır. Seans sırasında mutlu olan çocuk iletişimi sürdürür ve oyun sırasında öğrendiği bilgileri günlük yaşamına çok daha kolay entegre eder. Çocuk ancak dünyayı normale en yakın şekilde algıladığında öğrenmeyi gerçekleştirebilir. Dünyayı en iyi algılama da ancak duyusal bütünlükle sağlanabilir.

 

Terapinin temeli duyusal uyaranların, çocuğun ihtiyaçlarına ve sorunlarına göre planlanarak, çeşitli diyetler halinde çocuğa sunulmasıdır. 

 

Duyu bütünleme terapisi sırasında her çocuk kendi içinde farklı bir birey olarak kabul edilir çünkü her çocuğun farklı duyusal bozuklukları ve elbette farklı bir kişiliği vardır.

 

Terapi seanslarının başında çocuk değerlendirilir ve hangi alanlarda ne şekilde sorun yaşadığı tespit edilir. Çocuğun problem yaşadığı alanlardaki bozukluğun davranışlarına ne şekilde yansıdığı gözlemlenir ve  uygun terapi programı çizilir.

Terapi sırasında aile sürecin en önemli parçasıdır ve terapistle aile, çocuğun da içinde olduğu bir takım gibi çalışmak zorundadır.

Terapi süreci içinde standart bir terapinin dışında çocuğun terapi sırasındaki ihtiyaç ve arayışları göz önünde bulundurulur ve aileye de çocuğunun neye ihtiyacı olduğunu anlaması için eğitim verilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta terapilere devam eden çocuğun bir birey olduğu ve asla standardize edilemeyeceğidir.

                      Terapiler çocuğun ve ihtiyaçlarının önderliğinde sürdürülür.

 

Terapi sırasında seanslar çocuğa, ihtiyacı olduğu düzeydeki duyusal uyaranlarla donatılmış veya uyaranlardan arındırılmış oyunlar şekilde sunulur. Çocuğun seans sırasında terapistle sürekli iletişim halinde olması birinci hedeftir. Çünkü seans sırasında, yapılandırılmış ortamda, iletişim kuran, fikirler üreten, çözümler bulan, hayal eden, sosyalleşerek oyuna katılan çocuk; seanslar dışında da iletişimi sürdürecek ve günlük hayatındaki sosyal, fiziksel ve psikolojik sorunlarını atlatmaya başlayacaktır.

 

Hidro Terapi Havuz Terapi - 10 Mart 2018 Cumartesi

Hidroterapi Su İçi Egzersizler ve Havuz Tedavisi

Dünyanın beşte dördü bedenimizin üçte ikisinin suyla kaplı olduğunu düşünürsek suyu çevremizde yeterince keşfedilemeyen doğal tedavi yöntemi olarak görebiliriz.
Vücudumuzdaki tüm organların ve hücrelerin toksinlerden temizlenebilmesi için suya ihtiyacı vardır.
Havuz tedavisinin ana prensibi hareket ve tepki yasasıdır.Su içinde yer çekiminin daha az olmasından dolayı bazı hastalıkların tedavisi ve iyileşmenin hızlanması, su içindeki kişinin kaslarına binen yükün azalması ,daha kolay hareket edebilmesi sebebiyle tercih edilir.

  • Kan dolaşımını arttırarak, sakatlanan bölgedeki kan akışını hızlandırır, bu da iyileşme sürecini olumlu etkiler
  • Su içinde sadece bir grup kas değil, tüm kas grupları hareket ettiği için bölgesel gelişimin yanında tüm vücut gelişimi de sağlanır.
  • Nefes alıp verme düzenlenir.
  • Lenf sisteminin aktive edilmesine yardımcı olur.
  • Ödemin kontrol altına alınmasına yardımcı olur.
  • Eklem bağ ve tendonların korunmasına yardımcı olur.
  • Ağrılar azalır.
  • Stressiz bir eğitimdir, hasta kendini iyi hisseder.
  • Zor ve yorucu egzersizler daha basit ve eğlenceli hale gelir.


 
HAVUZ TEDAVİSİ TEMEL PRENSİPLERİ:
Hastayı zorlamadan, suyun hareketlerinden ve kaldırma gücünden faydalanarak daha hızlı ve güvenli tedavi etmektir.

 
HANGİ HASTALAR FAYDALANIR?

  • Eklem hareket kısıtlılıkları, (Kırık, Çıkık, Ortopedik ameliyat sonrası gibi...)
  • Denge ve koordinasyon yetersizliği, 
  • Ağrılı hastalıkların bazıları,
  • Fazla kilolardan kurtulmak isteyenler,
  • Kuvvet azalması,
  • Yürüme problemleri...

Fizik tedavi - 10 Mart 2018 Cumartesi

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Tanıtımı:

Doğustan veya sonradan herhangibi bir nedenle sakatlanan ve hekim tarafından teşhisi konup tedavisi belirlenen hastalara,gerekli fizik tedavi rehabilitasyon programını planlayıp uygulayacak sağlık personelinin yetiştirilmesi alanında eğitim ve araştırma yapılır.Ayrıca bu alanda çalışacak kişiler, hastalara güç verme durumunda oldukları için sabırlı, hoşgörülü ve zayıf insanlara yardımdan hoşlanan, sorumluluk sahibi kimseler olmalıdır. Hastanelerin fizik tedavi, otopedi, nöroloji,yanık kardiyoloji, pediadri, kadın-doğum kliniklerinde rehabilitasyon merkezlerinde çalışılabilir. Ayrıca fizyoterapist bir uzman hekimle birlikte klinik açılabilir.

Programın Amacı: Fizik tedavi ve rehabilitasyon programı, doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle sakatlanan ve hekim tarafından tanısı konup tedavisi belirlenen hastalara gerekli fizik tedavi ve rehabilitasyon programını planlayıp uygulayacak sağlık personelini yetiştirir ve bu alanda araştırma yapar.

Programda Okutulan Belli Başlı Dersler: Fizik tedavi ve rehabilitasyon programında biyoloji (insan anatomisi ve fizyoloji) fizik, kimya alanlarına ilişkin derslerin yanında mesleğe yönelik kuramsal ve uygulamalı dersler de okutulmaktadır. Bu uygulamalarda öğrenciler, tıbbi, bilimsel dayanağı olan beden hareketlerini, elektrik akımları, ısı-ışık, parafin, mekanik aletler gibi fiziksel araçlarla yapılan tedavi yöntemlerini, masaj ve su tedavilerini öğrenirler. Kuramsal ve uygulamalı derslerin eşit oranlı olduğu okulda, tatil dönemlerinde kliniklerde staj yaptırılmaktadır.

Gereken Nitelikler: Fizik tedavi ve rehabilitasyon programına girebilmek için ortalamanın üzerinde genel akademik yeteneğin yanı sıra, fen derslerinde başarılı olmak gerekir. Ayrıca, fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında çalışacak kişiler, tam olarak iyileşemeyecek bir hastaya bazı ihtiyaçlarını karşılaması için yeni beceriler kazandırmak, ona güç vermek ve ailesinin anlayışlı davranmasını sağlamak durumunda oldukları için, sabırlı, hoşgörülü, güleryüzlü ve zayıf insanlara yardımdan hoşlanan, sorumluluk sahibi kimseler olmalıdırlar.

Mezunların Kazandıkları Ünvan ve Yaptıkları İşler: Fizik tedavi ve rehabilitasyon programını bitirenlere “Fizyoterapist” denir. Fizyoterapist, doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedende ve buna bağlı olarak psiko-sosyal yapıda oluşan sakatlığı gidermek veya minimum seviyeye indirmek için kesin tanısı ve tedavisi hekim tarafından belirlenen hastaya fizik tedavi ve rehabilitasyon programını bizzat uygulayan kişidir. Bu amaçla fizyoterapistler kas, hareket ve elektrik testleriyle hastaların değerlendirmesini yaparlar, elde edilen sonuçlara göre tıbbi bilimsel hareketler, güç geliştirme, düz, alçak, orta, yüksek frekanslı akımlar; ısı, ışık, parafin, mekanik araçlar ile değişik masaj ve su tedavisi yöntemlerini uygular. Ayrıca fonksiyon yetersizliği giderilemeyen veya tümüyle yok olan uzuvların desteklenmesi için uygulanan yardımcı cihaz ve protezlerin kullanma eğitimini yapabilirler. Tam fonksiyon kazanamayıp, normal yaşantılarına dönemeyen hastalara uygun yöntemleri öğreterek günlük yaşam aktivitelerini kolaylaştırmak, eski mesleğine veya yeni yapabileceği bir mesleğe yöneltmek ve yeni yaşam koşullarına uyum sağlamasına yardımcı olmak da görevleri arasındadır.

Çalışma Alanları:: Bir fizyoterapist, tıp ekibinin bir üyesi olarak hastanelerin fiziktedavi, ortopedi, nöroloji, yanık, kardiyoloji, pediatri, kadın-doğum kliniklerinde görev yapabilir. Ayrıca büyük kentlerde rehabilitasyon merkezi olan sağlık kuruluşlarında görev alabilir.Fizyoterapist bir uzman hekimle özel klinik açarak çalışabilir. Resmi kliniklerde ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan fizyoterapistler Devlet Memurları Yasasına göre maaş alırlar ve sağlık personeline tanınan yan ödemelerden yararlanırlar.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Nedir, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ne İş Yapar, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Maaşları, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon İş İmkanları, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon İş Çalışma Alanları, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Mesleği Hakkında Bilgiler, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümünün Geleceği, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümünü Seçecek Olanlarda Nasıl Özellikler Olmalı, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Tercih Edilir mi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tanıtımı, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kazanç Durumu ve İş Olanakları, Meslek Rehberi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Mezunları Ne İş Yaparlar , Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Mezun Olduktan Sonra İş İmkanı Nerede Çalışırlar, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon İş Bulma Durumu

> Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Hakkında Sorularınızı ve Yorumlarınızı Aşağıdan Anında Yazabilirsiniz

At Terapi Seanslarımız Başlamıştır - 8 Mart 2018 Perşembe

Otizm ve At Terapisi / Hippoterapi

Otizmli Bireylerde At Terapisinin Faydaları

 

otizm ve at terapisi

Otizm Spektrum Bozuklukları (OSB) beyin gelişimini etkileyen gelişimsel bir bozukluktur. Otizme sahip bireyler sözel ve sözel olmayan iletişim, duyusal işleme ve sosyal ipuçlarını anlama ve okuma konusunda zorluklar yaşama eğilimindedirler. Bazı çocuklar odaklanma, göz teması kurma ve sürdürme, yemek yeme, giyinme, duş alma veya diş fırçalama gibi temel beceriler konusunda zorluk yaşayabilmektedirler.

 

Bir çocuğa otizm tanısı konulduğunda genellikle davranış analizi müdahaleleri, konuşma terapisi, uğraş tedavisi ve fizik tedavi görmeye başlarlar. Ancak at terapisi de bireylerin tedavi hedeflerine ulaşmaları için kullanılan bir tedavi aracıdır.

Otizmli bireylerde at terapisi bireyin dengesini, gücünü ve motor koordinasyonunu geliştirdiği kanıtlanmıştır. Ayrıca sosyal becerilerin gelişmesinin yanı sıra dil kullanımını, duyusal düzenlemeyi de teşvik ettiği kanıtlanmıştır çünkü öğrenciler genellikle bindikleri at ile aralarında duygusal bir bağ oluşturmaktadırlar. Bu da çocukların becerilerini geliştirmeleri açısından motive etmektedir.

2009 yılında Bass, Duchowny ve Llabre tarafından yapılan bir çalışma, 12 hafta sonunda terapi olarak at süren çocuklardaki bazı sosyal becerilerin gelişmeye başladıklarını göstermiştir. Araştırmacılar, çocukların sosyal açıdan daha motive olduklarını ve duyusal arayış ve duyarlılık geliştirdiklerini gözlemlemişlerdir. Otizme sahip birçok çocuk, duyuları ile bedenlerini bütünleştiremez ve bedenlerinin dış dünya ile ilişkilerini algılayamazlar. At terapisi, duyusal entegrasyonu arttırırken, bu çocuklarda vücut farkındalığının da gelişmesine yardımcı olmaktadır.

 

At terapisinin faydaları

Otizmli bireylerde  at terapisinin diğer faydaları

  • Sıkı kasları gevşetir
  • Kasları geliştirir
  • Hassas motor koordinasyonunu geliştirir
  • El / göz koordinasyonunu geliştirir
  • Duruş ve esneklikte gelişmeler sağlar
  • İletişimi geliştirir (bir kişinin düzenli nefes alma yeteneğini geliştirmesi onun daha kolay konuşmasını sağlar)
  • Oto kontrol kazanılır
  • Özgüven kazanılır
  • Konsantrasyon geliştirir
  • Konsantrasyon geliştirir (özellikle aktiviteler içerisinde herhangi bir şeye odaklanma zorluğu yaşayanlara)
  • Sosyalleşmeyi geliştirir

Bazıları at terapisinin konuşmayı teşvik etmekte nasıl kullanıldığını merak edebilir; ancak tipik bir seans sırasında atı süren çocuk hem terapist hem de at ile iletişim kurması için motive edilir. Otizme sahip konuşmayan çocuklar, atın adını kullanmasını veya atı hareket ettirmesi istenince aniden konuşmaya başlamaktadırlar.

At terapisiotizme sahip olan çocuklara etrafındaki dünya ile iletişimi ve etkileşimini arttırırken kendilerini ve bedenlerini anlamada yardımcı olmaktadır. Atlar ile iletişime geçmeyi öğrendikten sonra yeterlilik duygusu oluşacak ve çocukların kendine olan özgüveni artacaktır. Unutulmamalıdır ki, at terapisi sadece otizme sahip kesim için tedavisel bir program değildir, zihinsel veya gelişimsel engelden muzdarip ergenler ve yetişkinler için de uygun bir yöntemdir.

DOWN SENDROMU TANIMI VE SEBEPLERİ - 24 Aralık 2016 Cumartesi

Down sendromu ilk defa 1866 yılında Dr. John Langdon Down tarafından İngiltere’de yayımlanan bir çalışmada “özel bir zeka geriliği” olarak tanımlanmıştır. Çekik gözleri nedeniyle Moğol ırkı insanlarına benzerlikleri nedeniyle uzun yıllar “Mongolizm”, “Mongol” isimleri ile anılmıştır.

Down sendromu tüm coğrafi bölgelerde, sosyal ve ekonomik sınıflarda ve ırklarda görülmektedir. Down sendromunun neden olan durumun ne olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte bir kromozom bozukluğu olduğu bilinmektedir. Down sendromu hücre bölünmesi sırasındaki bir hata nedeniyle oluşmaktadır. Normal koşullarda 23’ü anneden, 23’ü babadan olmak üzere toplam 46 kromozom vardır. Down sendromunda 21.kromozomda iki kromozom yerine üç kromozon bulunmaktadır.

Down sendromuna anne-babanın hamilelik öncesinde-sırasında veya sonrasında herhangi bir davranışın, alışkanlığının neden olduğuna ilişkin hiçbir bulgu yoktur. Down sendromuyla ilişkili tek değişkenin anne yaşı olduğu bilinmektedir. Anne yaşı arttıkça Down sendromu bebeğe sahip olma riski artmaktadır.

DOWN SENDROMUNUN TÜRLERİ

Down sendromunu üç türü vardır. Bunlar sırasıyla Trizomi 21, Translokasyon ve Mozaik türü Down sendromudur.

Trisomy 21: Trizomi 21’de mayoz bölünme sırasında bir kardeş hücre 22, diğeri ise 24 olarak bölünür. Bir kromozumu eksik kalmış olan 22 kromozomlu hücre döllenemez diğeri ise döllenir. Bu durumda ise, 46 yerine 47 kromozom olur. Bir kromozomda 2 yerine 3 kromozom olur ve bu nedenle üçlü anlamına gelen Trisomy olarak adlandırılır ve bu kromozom 21. kromozomdur.

Translokasyon: Mayoz bölünme sırasında kromozomun tümü yada bir kısmının kırılarak bir başka kromozoma geçmesi sonucu oluşan durum translokasyon olarak adlandırılır. Translokasyon durumdan 21. Kromozom genellikle 14. Kromozoma yerleşir.

Down sendromuna translokasyon neden oluyorsa bunu bilmek son derece önemlidir. Çünkü Translokasyonda genetik geçiş söz konusudur. Translokasyona bağlı Down senromunun gelişmesi durumunda, aile bundan sonra çocuk sahibi olma konusunda mutlaka genetik danışmanlık almalıdır.

Mozaik: Mozaik türü Down sendromunda bazı hücreler tipik 46 kromozoma sahipken, bazı hücrelerde kromozom fazlalığı vardır. Down sendromu vakalarının ancak %1’i mozaik türü down sendromuyla açıklanmaktadır.

Mozaik türü Down sendromu olan çocuklarda kromozomların bir kısmının yapısı normal olduğu için Down sendromunun tipik özeliklerinin tümü görülmeyebilir. Çoğu durumda zihinsel yetersizlik hafif düzeydedir.

Otizm - 24 Aralık 2016 Cumartesi

Otizm, yaşamın ilk 3 yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden nöropsikiyatrik, gelişimsel bir bozukluktur. Otizm terimi ilk kez 1911 yılında Bleuler tarafından kullanılıyor. Otizme ilişkin İlk makaleler ise 1943 yılında Leo Kaner ve 1944 yılında Hans Asperger tarafından yayınlanmıştır.

Otizmin Belirtileri ve Özellikleri

1.Sosyal Etkileşimde Yetersizlik

Göz kontağında sınırlılık.

Ortak ilgide sınırlılık. Başkalarının işaret ettiği yere bakmama.

Diğer çocuklarla etkileşimde yetersizlik.

Yalnızlığı tercih etme.

Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik.

2.İletişim ve Oyunda Yetersizlik

Dil ve iletişim sorunları. Dili iletişim aracı olarak kullanamama.

Vücut dilini kullanmada sınırlılık.

Söyledikleri ile jest ve mimiklerinin uyuşmaması.

Hayali oyunun gelişmemesi.

Başlatma, sürdürme ve bitirme sorunları.

İlgi duyulan alanlarda aşırı ayrıntı.

3.Takıntılar

Nesne takıntıları: Nesnelerle sıradışı oynamak.

Hareket takıntıları: Sallanma, ellere bakma, yan bakma.

İlgi takıntıları: Bir konuyla aşırı ilgili olma.

Düzen takıntıları: Aynı giysiyi giymek , aynı yemeyi yemek, düzeni bozmamak.

4.Yinelenen-Kendini Uyarıcı Davranışlar:

Sıradışı beden hareketleri.Ör.Etrafında dönme.

Sıradışı el hareketleri. Ör: Parmak çıtlatmak, iki parmak arasını ayırmak v.b.

Otizm ve Eğitim

Otizm yaşam boyu süren bir durumdur. Otizmli çocuklarda zeka normal olmasına rağmen dil hakimiyetinin olmaması, sözel ve sosyal beceri eksikliği toplumsal yaşamda sorun yaşamalarının başlıca sebepleridir. Eğitim programları hazırlanırken otistik çocukların öğrenme özellikleri dikkate alınarak bireyselleştirilmiş eğitim programları hazırlanmalıdır.

Özel eğirim süreci planlanırken ilk hedef çocuğa öğrenmeyi öğretmek olmalıdır. Eğitim sürecinin başlangıcında çocuğa kazandırılan en önemli beceri çocuğun iletişime ilgisinin başlatılıyor olmasıdır. Diğer bireylere karşı iletişim başladığında çocukta interaktif öğretimi başlatma ve ilerleme şansı bulunmaktadır.

Otizmde Kullanılan Başlıca Eğitim Yöntemleri

1. Uygulamalı Davranış Analizi ve Uygulamalı Davranış Analizide Dayalı Geliştirilmiş Yöntemler

a. Ayrık Denemelerle Öğretim ve Yanlışsız Öğretim Yöntemleri

b. Erken Yoğun Davranışsal Eğitim

c. Etkinlik Çizelgeleriyle Öğretim

d. Replik Silikleştirmeyle Öğretim

e. Videoyla Model Olma

f. Fırsat Öğretimi

g. Olumlu Davranışsal Destek

h. Sözel Davranış

2. İlişki Temelli Yöntemler

3. Sosyal Öyküler

4. Kolaylaştırılmış İletişim

Terapi Yöntemleri

1. Duyu Bütünleme Terapisi

2. İşitsel Bütünleme Terapisi

3. Müzik Terapisi

4. Sanat Terapisi

5. Drama Terapisi

6. Yunuslarla Terapi

7. Ata Binme Terapisi

Tedavi Yöntemleri

1.Psikiyatrik Tedavi Yöntemleri

2. Alternatif ve Destekleyici Tedaviler

a. Glüten-Kazein Diyeti

b. Vitamin Mineral Desteği

c. Ağır Metallerden Arındırma

d. Mantar Tedavisi

e. Hiperbarik Oksijen Tedavisi

f. Neuro-Feedback

g. Tedavi Protokolleri

Hangi Yöntem ve Tedaviler Doğru?

Otizm çalışma alanına her gün yeni teknik ve yöntemler eklenmektedir. Bir eğitim, terapi ya da tedavi yönteminin yararları bilimsel araştırma sonuçları ile ortaya konmalıdır. Dolayısıyla aileler bilimsel dayanağı olan, etkinliği kanıtlanmış yöntemleri seçmelidir.

Özel Öğrenme Güçlüğü - 24 Aralık 2016 Cumartesi

Özgül Öğrenme güçlüğü kesinlikle zeka geriliği değildir.

Özgül öğrenme güçlüğü, psikiyatrik hastalıkların sınıflandırıldığı DSM IV te, genellikle ilk kez bebeklik, çocukluk ya da ergenlik döneminde tanısı konan bozukluklar kategorisinde yer alan, belli kriterlere dayanan psikiyatrik bir tanıdır. Özgül öğrenme güçlüğü, bir çocuğun zekası normal yada normalin üstünde olmasına rağmen dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade etme, okuma-yazma veya matematik becerilerinin birinde, birkaçında ya da tamamında kısmen ya da önemli derecede güçlük nedeniyle, yapılan standart akademik eğitimde yaşına ve zekasına oranla yaşıtlarına göre düşük başarı göstermesidir. Birçok çocuk için öğrenme güçlüğü okula başladıklarında ve akademik beceriler kazanmakta başarısız olduklarında göze çarpar. Çünkü, çocuğun zihinsel yeteneği olmasına rağmen, akademik açıdan gerilik göstermesi, öğrenme güçlüğünün en çarpıcı özelliğidir. Ama aynı zamanda öğrenme güçlüğü olan bir çok çocuk, yaşadığı güçlüğün derecesine, karşılaştığı tutumlara göre de belli ölçüde kendini ifade etme, sosyal algılama ve etkileşim sorunlar da yaşayabilmektedir.

Öğrenme güçlüğünün nedenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, bazı olası nedenler belirtilmektedir. Bunlar arasında;

1- Genetik etmenler: Bazı araştırmalara göre öğrenme güçlüğü olan çocukların % 25-60’nda sorunun genetik olduğu bildirilmiştir. Özgül öğrenme güçlüğü olan çocukların anne-babalarında benzer sorunlar olma olasılığı normal populasyondan 5-12 kat fazladır. İkizlerde ve diğer kardeşlerde özgül öğrenme güçlüğü olma ihtimali yüksektir.

2- Beyin hasarı: Hafif düzeyde hasarın öğrenme bozukluğuna, gelişimsel sapmaya, hiperaktiviteye neden olabileceği öne sürülmektedir.

3- Nörolojik fonksiyonlarda bozukluk: Öğrenme için gerekli olan bazı aşamalardaki sorunlardır.

a) İnput(girdi): Gelen bilgilerin duyu organlarıyla beyne girmesi, algılanmasıdır. Bu durumda, kişi harfleri ters algılayabilir. Ör: b harfini d gibi, 6 rakamını 9 gibi algılayabilir.

b) İşlem: Gelen bilginin kaydedilip, organize edilmesi, anlaşılması, yorumlanmasıdır. Bu alanda sorun olması, günlerin, ayların, alfabedeki harflerin yerlerinin karıştırılması gibi sorunlara yol açabilir.

c) Bellek: Bilginin tekrar kullanılmak üzere depolanmasıdır. Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda kısa süreli bellekte sorunlar görülür. Bu nedenle de hızlı bir unutma olur.

d) Çıktı: Bilginin kullanılmasıdır. Öğrenme güçlüğü olan çocuklar, kendini ifade ederken, okurken, yazarken, ip atlarken vb. güçlükler yaşarlar.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ BELİRTİLERİ

Not: Belirti kümesinde yer alan maddelerin hepsi ÖÖG tanısı almış bütün çocuklarda bulunmak zorunda değildir. Yani tanı almış bütün çocuklarda aşağda yazılı belirtilerin hepsi olmayacatır. Belirtiler ve belirtilerin şiddeti ÖÖG nin türüne göre farklılaşabilir.

Okuma Becerisi

Okuması yaşıtlarından geridir.

Okurken yerleri kaybeder, satır atlar ya da aynı satırı tekrar okur.

Bazı harfleri öğrenmekte zorlanırlar. Harfin şekli ile sesini birleştiremez.

Okurken hece ekleyip çıkartabilirler. Uydurabilirler.

Ters okuyabilirler.( ev/ve – en/ne vb.)

Okuduğu parçanın anlamını anlamakta ve parçayla ilgili sorulara cevap vermekte zorlanırlar. 

Yazma Becerisi

Bazı harf/hece ya da sayıları ters yazar/karıştırır.(b-d/en-ne/ ve-ev/12-21/6-9/ 2 ile 5 i / 4 ile 7 yi vb.. )

Sınıf düzeyine göre yazısı çirkindir.

Sınıf düzeyine göre daha yavaş yazar.

Büyük küçük harflerle karışık yazar.

Yazarken harf/hece eksik bırakır.

Yazarken kelime aralarında boşluk bırakmaz ya da heceleri ayrı ayrı(sil gi, ka lem vb.) yazar.

Sınıf düzeyine göre imla ve noktalama hataları yapar.

Yaşıtlarına göre insan resmi çizimleri kötüdür.

Matematik Becerisi

İşlem yaparken eldeyi unutma, sayıları yanlış yerleştirme, toplama yaparken çıkarmaya geçme vb.. hatalar yapar.

İki ve ya daha fazla basamaklı sayılarla çarpma işlemi yaparken basamak kaydırmayı unutur. Sayıları yanlış yere yerleştirir.

Problem çözerken soruyu anlamakta zorlanır.

Soruyu çözerken uygun bir sıra izlemekte zorlanır. Hangi işlemi hangi sırada yapacağını unutur.

İşlem yaparken sembolleri karıştırır.

Çarpım tablosunu ezberlemekte zorlanır.

Özgül Öğrenme Güçlüğü olan çocukların özellikleri ve diğer belirtiler

Çalışma Alışkanlığı; Ev ödevlerini almaz, eksik alır, ev ödevlerini yaparken yavaş ve verimsizdir, ders çalışırken yavaş ve verimsizdir, ders çalışırken sık sık ara verir, çabuk sıkılır.

Organize Olma Becerisi; Odası, çantası, eşyaları ve giysileri dağınıktır. Defter ve kitaplarını kötü kullanır ve yırtar, yazarken gereksiz satır atlar, boşluk bırakır, sayfanın belirli bir kısmını kullanmaz, zamanını ayarlamakta güçlük çeker, düşüncelerini organize edemez.

Oryantasyon(yönelim) Becerileri; Sağ- sol karıştırır,yönünü bulmakta zorlanır, doğu-batı, kuzey-güney kavramlarını karıştırır. Alt-üst, ön-arka kavramlarını karıştırır, zamana ilişkin kavramları (dün-bugün önce-sonra gibi) karıştırır. Gün ay, yıl, mevsim kavramlarını karıştırır. Saati öğrenmekte zorlanır.

Sıraya koyma Becerisi; Haftanın günlerini, ayları, mevsimleri doğru saysa bile, aradan sorulduğunda (………..dan önce hangi gün gelir, marttan sonra hangi ay gelir, haftanın dördüncü günü hangisidir(gibi) yanıtlamakta zorluk çeker ya da yanlış yanıtlar.

Sözel ifade Becerisi; Duygu ve düşüncelerini sözel olarak ifade etmekte zorlanır. Serbest konuşurken düzgün cümleler kuramaz, heyecanlanır, takılır, şaşırır, sınıfta sözel katılımı azdır, bazı harflerin seslerini doğru olarak telaffuz edemez.

Motor Beceriler; Top yakalama, ip atlama gibi hareket ve oyunlarda yaşıtlarına oranla başarısızdır. Sakardır, düşer, yaralanır, istemeden bir şeyler kırar. Çatal-kaşık kullanmakta, ayakkabı-kravat bağlamakta zorlanır, ince motor becerilere dayalı işlerde (düğme ilikleme, makas kullanma, boncuk dizme gibi) zorluk çeker.

İlkokulun ilk üç yılında sık rastlanan özel öğrenme güçlüğü belirtileri şunlardır:

Ana okulunu bitirdiğinde ev telefonunu hâlâ ezberleyememiş olabilir.

Çabalamasına rağmen bebek ninnilerini ezberleyip tekrarlayamaz.

Öyküleri dinlerken dikkatini toplamakta ve kavramada güçlük çeker.

Öykünün ayrıntılarını hatırlamada zorlanır.

Birinci sınıfta iken harfleri seslendirmede öğrenmekte ya da sayı ve harfleri yazmakta zorlanır. Buna bağlı olarak duygusal açıdan çok çabuk kırılır, çok çabuk sinirlenir, kâğıtları yırtar, ağlar, okula gitmek istemez aptal ya da akılsız olduğunu söyler.

Sınıfta davranış problemi vardır; dikkat çekici, düşüncesiz hareketlerde bulunur.

Sınıf ödevlerini bitirmez.

Öğretmeninden ya da ana-babasından sürekli yardım ister.

Bir gün öğrendiğini ertesi gün unutur. Örneğin sözcükleri hecelemeye çalışır, öğrenmiş gibi gözükür ama testte başarısız olur, unuttuğunu söyler. Aynı şey okumada da olur; kalın sesli bir harfle örneğin “a” ile başlayan bazı sözcükleri gayet güzel okur, ancak bir sonraki hafta aynı sözcüklerle karşılaştığında, yeniden öğretmeniz, çalıştırmanız gerekir.

İkinci sınıfta basit toplamaları yapmakta zorlanır. Üçüncü ve dördüncü sınıfta çarpım tablosunu, her gece birlikte tekrar ettiğiniz hâlde ezberleyemez.

Düşüncelerini kâğıda dökmekten kaçınır ya da güçlük çeker.

Soruları sesli olarak yanıtlar, ancak bunları yazmaya çalıştığında aynı başarıyı gösteremez.

Konuşurken kelime dağarcığı yeterli olduğu hâlde yazarken çok basit bir dil kullanır. Çünkü uzun sözcükler yazmak daha zor gelir.

Okula gitmek istemez.

Okul ödevlerinin çok zor olduğunu söyler.

Not: Öğrenme güçlüğü belirtileri farklı alanlarda kendini gösterebilir. Öğrenme güçlüğü, çocuğun günlük yaşamındaki bir çok alanda(okul- ev- sosyal ilişkiler vb.) kendini güçlüğün türüne ve şiddetine göre farklı derecelerde (hafif, orta ve ya ağır düzeyde)  gösterebilir. Belirtilerin bir bölümü çok yüzeysel ya da hiç görülmeyebilir. Yani bazı çocuklar, okuma yazmada daha başarısız, bazıları sadece matematikte daha başarısız olabilirler ya da okulda ciddi düzeyde akademik başarısızlığa neden olabilecek derecede ağır bir öğrenme güçlüğü yaşamayabilirler. Ancak, hem okulda hem evde hem akademik anlamda hem sosyal anlamda hem duygusal anlamda ciddi sorun da yaşayabilirler.

ÖZGÜL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ TÜRLERİ

Okuma-yazma güçlüğü – Gelişimsel okuma bozukluğu- Disleksi: Okuma güçlüğü olan çocukların, kronolojik yaş, zeka düzeyi ve yaşına uygun olarak aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma başarısı beklenenin önemli ölçüde altındadır.

Yazılı anlatım bozukluğu: Gelişimsel yazma bozukluğu-Disgrafi: Yazmagüçlüğü olan çocukların, kronolojik yaş, zeka düzeyi ve yaşına uygun olarak aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda yazma başarısı beklenenin önemli ölçüde altındadır.

Matematik bozukluğu: Gelişimsel aritmetik bozukluk-Diskalkuli: Metematik bozukluğu olan çocukların, kronolojik yaş, zeka düzeyi ve yaşına uygun olarak aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda matematiksel becerileri beklenenin önemli ölçüde altındadır.

Başka türlü adlandırılamayan öğrenme güçlüğü: Bu kategori özgün bir öğrenme güçlüğü türü için tanı ölçütlerini karşılayamayan öğrenme bozukluğu için kullanılır. Belirtiler yüzeysel olabileceği gibi her üç alanda birlikte sorun olabilir.(okuma-yazma-mat..)

Sözel olmayan(non verbal) öğrenme güçlüğü: Bu çocuklar, zaman kavramını öğrenme, yön bulma, sıralama, zamanını planlama, isimleri hatırlama, sayıları zihinde canlandırıp görsel olarak sıraya koyma, para hesabında çok zorlanırlar.

Not: Özgül öğrenme güçlüğü olgularının çoğu okuma ve yazma güçlüğüdür. Yaş ilerledikçe okuma konusundaki eksiklikler daha çok giderilirken, yazım hataları görece daha kalıcı olur. Yaşla birlikte okuduğunu anlama da gelişir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE EŞLİK EDEN BOZUKLUKLAR VE ÖZELLİKLER

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu

Karşıt Olma-Karşı Gelme Bozukluğu

Davranım Bozukluğu

Depresyon

Anksiyete

Gelişim koordinasyon bozukluğu

Dil gelişiminde gecikmeler

Düşük benlik saygısı, toplumsal becerilerde eksiklikler, okulu bırakma

TEDAVİ

Özgül öğrenme güçlüğünün tıbbi bir tedavisi yoktur. Ancak bu sorunun yanı sıra dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, deprasyon, kaygı bozukluğu gibi başka psikiyatrik bozukluklar eşlik ettiğinde bu problemlere ilişkin ilaç verilebilmektedir.

Özgül öğrenme güçlüğü tedavi bağlamında psiko-eğitsel olarak ele alınır. Çocuk normal bir okulda eğitimine devam ederken bireysel ya da gurup halinde özel bir eğitime alınır.

Çocuğun gerek akademik gerek günlük yaşamında ve ilişkilerinde sorun yaşamasına yol açan alanlarda destek sağlanır. Bu alanlar: dikkat ve görsel, işitsel, dokunsal, kinestetik algı, bellek, ardışıklık, planlama, organizasyon, izleme, sıralama, motor koordinasyon, dinleme, ifade etme, okuma-yazma, dil becerileri, kavram ve düşünme gibi psikolojik süreçleri ve diğer becerileri içerir. Bunun dışında öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda sıklıkla rastlanan, özgüven eksikliği, sosyal uyumda bozulma, duygusal açıdan zorluk çekme vb. durumlara yönelik psikoterapi uygulamalarına da tedavi de yer verilir. Ayrıca özel eğitim desteğiyle akademik olarak da desteklenirler.

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar gerekli psiko-eğitsel desteği almazlarsa, düşük benlik saygısı, özgüven eksikliği, değersizlik gibi duygusal problemlerle birlikte, akademik başarısızlık, okula ve eğitime yönelik isteğin azalması, okuldan kopma, sosyal ilişkilerinde bozulma, davranış bozuklukları, iş ve sosyal yaşamında belirgin zorluklar, gibi tüm yaşamlarını etkileyecek sorunlarla ve sonuçlarla karşılaşırlar.

KAYNAŞTIRMA EĞİTİMCİLERİNE ÖNERİLER

Daha önce de belittildiği gibi öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar, zekalarının normal olması nedeniyle daha çok okula başladıktan sonra akademik becerilerindeki düşüklük nedeniyle farkedilirler. Bu nedenle öğrenme güçlüğünün tespiti ve sonrasında verilecek destek konusunda özellikle ilkokul öğretmenlerinin rolü çok önemlidir. Peki öğretmenler ne yapmalıdırlar?

Öncelikle,

Eğer yukarıda yer verilen belirtileri gözlemlediğiniz bir çocuk sınıfınızda varsa, hemen rehberlik servisini bilgilendirin.

Rehberlik servisiyle birlikte aile ile görüşüp, aileyi çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları bölümü olan bir hastaneye yönlendirin.

Öğrenme bozukluğu tanısı konulduktan sonra, çocuğun özel eğitim alması konusunda aileyi bilgilendirin.

Siz de özgül öğrenme güçlüğü hakkında güvenilir kaynaklardan bilgi alın.

Öğrencinizin kişisel özelliklerini tanımaya çalışın. Bunu yaparken aileden de yaralanın. Ancak, ailesinin çocukla ilgili olumsuz bilgileri çocuğun yanında vermesini engeleyin. (çok tembel, yaramaz, sözümü hiç dinlemiyor vb.) Bu nedenle çocukla ilgili bilgi alırken özellikle ilk görüşmelerde mümkün ölçüde çocuğun olmadığı bir ortamı tercih edin.

Etiketlenmelerine ve aşağılanmalarına izin vermeyin (yaramaz, tembel, dikkatsiz vb.)

Sıklıkla hata yapacaklarını ve başarısız olabileceklerini unutmayını. Başarısızlıkları karşısında  onlara “hayır, olmadı, yanlış vb.”  duygusal açıdan olumsuz etkileyici bildirimler yerine, “hadi tekrar deneyelim, bir daha bakalım vb.” teşfik edici ve cesaretlendirici bildirimler verin. Diğer öğrencilerinizle kıyaslamayın ve onlara saygı duyun.

Sonra,

Çocukların ilk ve en çok ihtiyaç duydukları şey, saygı, kabul ve anlayıştır. Çocukların öğrenme hızlarını dikkate alarak onlara saygı ve kabul gösterebilirsiniz. Onları ellerinde olmadan ortaya çıkan bazı eksikliklerini ve hatalarını görmezden gelerek anlayışlı davranabilirsiniz.

Geç ve güç öğrendiklerini unutmayınız ve beklentilerinizi çocuğun öğrenme hızına göre ayarlayabilirsiniz. Çocuğun hızına göre öğretmek öğrenme güçlüğü olan çocuklar için hayati derecede önemlidir.

Çocuğun çalışma hızını da göz önünde bulundurabilirsiniz. Ödevlerini alması, tahtada ve ya defterinde söyleneni yazıya geçirmesi gecikebileceği için ona yeterli süre tanıyabilirsiniz. Sınavlar konusunda da esnek davranabilirsiniz. Gerekirse ek süre verebilirsiniz.

Onun hızına göre öğretmenizin yanı sıra ona ufak tefek görevler vererek onu farkettiğinizi ve ona değer verdiğinizi gösterebilirsiniz.

Kural/sınır koyarken net ve kararlı olabilirsiniz ama bir şey yaparken ya da yaptırırken/öğretirken son derece sabırlı olmalısınız. ÖR: tenefüsten sonra sınıfa girmesi konusunda net ve kararlı bir tavır koyabilirsiniz ama sorduğunuz sorunun cevabını alırken son derece sabırlı ve anlayışlı olmalısınız.

Ev ödevleri başarabileceği sınırlar içerisinde verebilirsiniz. Başaramayacağı ödev ve sorumluluklar vermeyin.

Kolay anlaşılan, kısa kelimelerden oluşan, detaysız kısa yönergeler verebilirsiniz.

Okutulacak metinleri evde çalışma olanağı verebilirsiniz.

Öğrencinin güçlü yönleri vurgulayarak, başarabileceği ödevlerden başlayarak motivasyonunu artırabilirsiniz.

Onu sosyal aktivitelere katılması konusunda yönlendirebilir, cesaretlendirebilirsiniz.

Öğrenme güçlüğü yaşayan bir çocuğun uzman-eğitimci ve aile işbirliğiyle desteklenmesi en ideal yoldur. Çünkü, öğrenme güçlüğü olan çocukların hem bilgi işleme süreçleri açısından ve duygusal açıdan psikolojik olarak hem akademik açıdan öğretimsel olarak hem de sosyal açıdan aynı anda bütünleştirici bir şekilde desteklenmesi gerekir. Aksi taktirde, çalışmalar ya yetersiz kısmı bir başarı ya da başarısızlıkla sonuçlanır. Tek başınıza konunun üstesinden gelemezsiniz. Bu nedenle ihtiyacınız olan desteği ve işbirliğini gerekli yerlerden talep ediniz. Tek başınıza, hem siz çok yorulursunuz hem de öğrenciniz  başarısız olur ve duygusal açıdan yıpranır.

Akademik becerilerinin desteklenmesi konusunda da, özellikle destek eğitimi aldığı eğitimcileriyle birlikte, aileyi de işin içine katarak mutlaka ortak hadefler doğrultusunda, yöntem birliği içerisinde çalışmalar sürdürülmelidir. Aksi takdirde öğrenme güçlüğü hafif düzeyde olan çocuklar dışında öğrenme güçlüğü daha ağır olan çocukların akademik açıdan da sosyal ve duygusal açıdan da beklenen başarıya ulaşabilmesi zordur.

Unutmayınız ki, bu çocuklar yapmıyor değil, yapamıyorlar. Bu çocuklar tembel, haylaz ya da yaramaz oldukları için başaramıyor değiller, başaramadıkları için bu tür negatif tutumlarla varolduklarını göstermek zorunda kalabiliyorlar.

Akademik konularda nasıl yaklaşılmalı?

-Çocuğun hali hazırda yapabildiği/başarabildiği konulardan başlanmalı ve daima öğretilenlerin, ödevlerinde yapabildiği/başarabildiği konulara da yer verilmeli.

-Çocuğun özel eğitim öğretmeni ve ailesiyle mutlaka konu, yöntem ve tutum birliği içerisinde çalışılmalı. Bunu için tek bir plandan hareket edilmesinde yarar vardır.

– Mutlaka çocuğun hızına uygun çalışılmalı.

-Çocuğun kapasitesi/sınırları yavaş yavaş zorlanmalı. Yeni öğretilen konularda bol miktarda model olunmalı, yardımdan kaçınılmamalı. Yardımlar yavaş yavaş geri çekilmeli.

-Negatif (olumsuz) bildirimler yerine, destekleyici-cesaretlendirici ifadeler kullanılmalı. “Hayır, olmadı, yanlış vb.” yerine, “tekrar deneyelim, tekrar bakalım, yeniden yapalım vb.”

-Çocukla iyi bir ilişki için ortak bir ilgi alanı oluşturun.

AİLEYE ÖNERİLER

Öğrenme güçlüğü olan çocukların ihtiyaç duydukları en önemli şey; kendi hızlarına uygun bir şekilde çalışmak, çalıştırılmaktır. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların duygusal ve davranışsal özelliklerine baktığımızda; çoğunlukla benlik sagılarının ve özgüvenlerinin son derece düşük, okulu, dersleri sevmeyen, ders yapmak istemeyen, okul konusunda yılgın ve bıkkın olduklarını görürüz. Bunun nedeni, ailelerin ve eğitimcilerin bu çocukları; yaramaz, tembel, çalışmak istemeyen, çalışmadığı için başarısız olan çocuklar olarak düşünüp, çocuklar üzerinde baskı oluşturarak bu çocukları çalışmaya, öğrenmeye yönlendirme çabaları yatmaktadır. Oysa bu çocuklar, tembel, yaramaz, haylaz ya da çalışmadıkları için başarısız olan çocuklar değil, öğrenme güçlüğü yaşamaları nedeniyle öğrenmekte zorluk çektikleri için yani bu konuda başarısız oldukları için, derslerden uzaklaşmakta, çalışmayı istememektedirler. Çünkü öğrenme konusunda ellerinde olmadan yaşadıkları zorluk onlar üzerinde baskı(stres) yaratmaktadır. Bu strese ailelerin ve eğitimcilerin baskısı da eklenince çocuklar hem içten hem dıştan baskıya maruz kalmakta, giderek derslerden ve okuldan daha fazla uzaklaşmakta, aynı zamanda duysal ve davranışsal açıdan çok fazla yıpranmaktadırlar.

Bu nedenle öğrenme güçlüğü çeken çocukların ihtiyaç duydukları en önemli şey; kendi öğrenme hızlarına uygun bir şekilde çalışmak ve çalıştırılmaktır. Çocuklar yapmıyor değiller, yapamıyorlar, yapmakta zorlanıyorlar. Bundan dolayı onlara birşey öğretirken, ders çalıştırırken gerekli anlayışı ve sabrı göstermelisiniz. Çünkü çok sık hata yapabilir, çok çabuk unutur vb. Şayet gerekli sabrı ve anlayışı gösteremeyecekseniz çocuklarınıza ders çalıştırmamanızı tavsiye ediyorum. Çünkü bağırıp çağırmak okul açısından başarı getirmediği gibi çocuğun iç dünyasının da zedelenmesine neden olmaktan başka bir işe yaramaz. Ders çalıştırırken çocuk çok fazla hata yapıyorsa ya da ilerleme kaydedemiyorsanız ve sinirlenmeye başladığınızı hissediyorsanız hemen ara verin. Sakinleşirseniz devam edin, sakinleşmekte zorlanıyorsanız devam etmeyin. Siz çalıştırmakta zorlanıyorsanız, özel eğitimden, diğer öğretmenlerinden ya da olanağınız varsa, özel ders aldırarak destek alın.

Bu noktada bir şeyi açıklığa kavuşturmakta yarar var. Çocuğunuzun ders çalışması konusunda yeri geldiğinde otoritenizi kullanabilirsiniz. Ama ders çalıştırırken, anlayışlı ve sabırlı olmaya özen göstermelisiniz.

Okul konusunda yapabileceğinin üstünde beklentilere girmeyin. İyi yaptığı ve yapmaktan keyif aldığı bir meslek ya da iş edinmesi konusunda yönlendirici ve destekleyici olun. Bunu için birinci sınıftan itibaren çocuğunuzu sadece dersler açısından değil bütün olarak takip edip yönlendirin.

Nasıl ders çalıştırabilirsiniz?

-Çocuğun hali hazırda yapabildiği/başarabildiği konulardan başlanmalı ve daima öğretilenler de yapabildiği/başarabildiği konulara da yer verilmeli.

-Çocuğun özel eğitim öğretmeni ve okul öğretmeniyle mutlaka konu, yöntem ve tutum birliği içerisinde çalışılmalı. Bunu için tek bir plandan hareket edilmesinde yarar vardır.

-Mutlaka çocuğun hızına uygun çalışılmalı.

-Çocuğun kapasitesi/sınırları yavaş yavaş zorlanmalı. Yeni öğretilen konularda bol miktarda model olunmalı, yardımdan kaçınılmamalı. Yardımlar yavaş yavaş geri çekilmeli.

-Negatif (olumsuz) bildirimler yerine, destekleyici-cesaretlendirici ifadeler kullanılmalı. “Hayır, olmadı, yanlış vb.” yerine, “tekrar deneyelim, tekrar bakalım, yeniden yapalım vb.”

-Çocukla iyi bir ilişki için ortak bir ilgi alanı oluşturulmalı.

Çocuğunuzu kesinlikle ve kesinlikle ne okul durumu ne de başka bir açıdan hiç kimseyle kıyaslamayın.

Spora yönlendirin. Sevdiği bir sporla uğraşmasına destek verin.

İlgisi olan ya da ilgi duyabileceği faaliyetler konusunda teşvik edici olun. Çeşitli kurslara katılabilir.

Çocuğunuzun disiplini konusunda diğer çocuklarınızdan herhangi bir ayrıcalığı yoktur. Ders konusundaki uyarılar bazen diğer konulara da bir şekilde yansımakta ve gereğinden fazla bir hassasiyet anne-babaları aşırı tavizkar yaparak hatalara neden olabilmektedir.

Daha bir çok öneride bulunulabilir elbette, ama yukarıda söylenenlerin hayata geçirilmesi diğer bir çok konuya da destek sağlayacaktır.

Unutmayınız! Bu çocuklar yapmıyor değiller, yapamıyorlar, yapmakta zorlanıyorlar. Eleştiri ve kınamaya değil, anlayış, destek, teşvik ve doğru yönlendirilmeye ihtiyaçları var.